Haksızlığa karşı susan dilsiz şeytandır. Hz.Muhammed..
31 Mart 2019 Türkiye Genel Yerel Seçimine Kalan Süre:
Anlık değişen canlı forum verileri...

Mesajlar: 1 Açılan Konular: 0 Okunan sayfa sayısı: 13888 Online Üye ve Ziyaretçi: 688

GönderenKonu: Bediüzzaman Said Nursi'yi Vefatının 54. Yılı'nda anıyoruz (23 Mart 1960)  (Okunma sayısı 2151 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

mumin

Risale-i Nur külliyatının müellifi zamanın İslamı en güzel tefsiriyle çağ açan Said Nursi'yi ebedi hayata gidişinde rahmetle minnetle anıyoruz.

' Marîz bir asrın, hasta bir unsurun, alîl bir uzvun reçetesi; ittiba'-ı Kur'andır.'

'Azametli bahtsız bir kıt'anın, şanlı tali'siz bir devletin, değerli sahibsiz bir kavmin reçetesi; ittihad-ı İslâmdır.'
'Mevcudiyetimizin hamisi olan İslamiyetten elini gevşetme, dört elle sarıl. Yoksa mahvolursun.Ehli sünnet vel cemaat olan ehli hak mezhebini karargah yap, sünneti seniyyeyi rehber yap selameti bul. '
Yukarı da muhtasar manada üç vecizesini takdim etmiş olduğum Bediüzzaman Hazretleri'nin darı bekaya intikalinin sene-i devriyesinde bütün kardeşlerime hitaben onun insanlığa takdim ettiği ve onu hayat olarak yaşadığı ve bize de miras bıraktığı hakikatların terannümatı olan güzelliklere havi mesajından örnekle hayat serencamından kısa kesitlerle  sizleri başbaşa bırakıyorum.
Bediüzzaman Hazretleri'nin dünyaya bakışı ahiretin bir tarlası olduğunun verdiği sorumluluk muvacehesinde hayatı yaşamış onun gereği olarak da rahmeti rahmana kavuştuğunda kalmış olduğu İpek Palas Hotelin de terekesinde bulunanlar :
Urfa: 23 Mart 1960
Hakim: Özdemir Türker
Katip: İbrahim Dedeşah
Tereke hakimliğinin müteveffa Said Nursi'nin odasında tespit ettiği eşyaların listesi
Cızlavet marka bir çift kara lastik
Bir sepet içinde
Dört adet sefer tası içi
Bir adet çinko tencere küçük
Bir tane küçük çaydanlık
Bir ayaklı bardak,
İki tane ayaksız bardak
Bir adet   yıpranmış çarşaf
Bir   adet yıpranmış gömlek
Bir tane yıpranmış  iç gömlek
Sarık üzerine sarılacak bez
Üç tane mendil, bir havlu
Bir de pamuklu hırka, bir  yıpranmış gömlek
Bir  çarşaf ve mendil, bir  bohça
Bir adet havlu
Bir adet kırık gözlük
Bir adet dua kitabı
Eski yazı takvim
İki adet kalem
Iki adet yün çorap
15,5 lira bozuk para
Urfa'da, bir otel odasında hayata gözlerini yuman Bediüzzaman Said Nursi'den geriye dünya malı namına bunlar kalmıştı.
Hakim, terekesini belirleyip tespitlerini tamamlayınca, 'Başkaca tespit edilecek eşyası kalmadı' deyip zaptı mühürlemişti.
 
Bediüzzaman Said Nursi'nin Vefatının 54. Yılı (23 Mart 1960)
 
Bediüzzaman Said Nursi hazretleri miladi olarak 1877 yılında Bitlis'in Hizan kazasının Nurs köyünde dünyaya teşrif etmiştir. Babası Mirza efendi, Annesi Nuriye hanımdır. Dokuz yaşına kadar ailesinin yanında kalmış, daha sonra ilim tahsil etmek için çeşitli medrese ve alimlerin yanına gitmiştir. Fakat bunlar kısa süreli olmuştur. Asıl ilim tahsiline gördüğü bir rüya üzerine başlamıştır. Bu rüyada Peygamberimizi asv görmüş ve Peygamberimizden İlmi Kuran'ın kendisine verilmesini istemiştir. Peygamberimiz asv:  ' Ümmetimden hiçbir kimseye soru sormamak kaydı ile Kuran ilminin kendisine hususi bir şekilde verileceğini müjdelemiştir.' İşte bundan sonra Ustad ilme karşı büyük bir iştiyak duymuş ve kısa bir zamanda çok merhaleler kat etmiştir. Ömrü boyunca da kimseye soru sormamış, fakat sorulan tüm sorulara da istisnasız cevap vermiştir. İşte bunun içindir ki, o zamanın alimleri ittifakla üstada ' Bediüzzaman ' lakabını vermişlerdir.
 
Üstad Hazretleri ,Birinci Dünya savaşına gönüllü alay komutanı olarak katılmış, Van ve Bitlis illerinin Ermeni ve Rus istila ve zulmünden kurtulmasına vesile olmuştur. Daha sonra esir düşerek Rusya'ya götürülmüştür. Üç yıl sonra oradan Allah'ın inayeti ile kurtularak tekrar İstanbul'a gelmiştir. İstanbul'da matbuat yolu ile İngilizlere karşı mücadele ederek Anadolu'daki Kurtuluş savaşını desteklemiş ve çok büyük katkılarda bulunmuştur. Kendisini üç defa gizli şifre ile Ankara'ya davet etmişler, fakat o İstanbul'da kalmayı tercih etmiş ve İngilizler ile özellikle matbuat yolu ile mücadele etmiştir.
 
Daha sonraları Ankara'ya gitmiş ve meclis töreni ile karşılanmıştır. Meclise 10 maddelik bir beyanname sunmuş ve Kazım Karabekir paşa bunu mecliste milletvekillerine okumuştur. Bu beyannamenin okunması namaz kılanların sayısını artırmış ve mescit büyütülmüştür. Bu beyannamenin bir maddesinde şöyle der. ' Enbiyanın ekseri şarkta ve hükemanın ağlebi (çoğunun) garptan gelmesi Kader-i İlahinin bir remzi işaretidir ki, şarkı ayağı kaldıracak din ve kalptir, akıl ve felsefe değildir. Şarkı intibaha getirdiniz. Öyle ise fıtratına uygun hareket ediniz ki sayiniz (çalışmanız) heba olmasın. Burası İslam tarlasıdır bu tarlaya küfür tohumları ekilmez. Eğer ekerseniz meyvesi acı olur ve silahları sizin başınıza patlar." demiş ve Ankara'dan ayrılarak tekrar Van'a dönmüştür.
 
Bundan sonra onun için yeni bir hayat safhası başlar. Bu yeni Sait döneminde tüm vaktini ve himmetini iman hizmetine ve müspet hareket üzerine teksif eder ve İmanın kuvvetli olması gerektiği üzerinde ısrarla durur. Çünkü maneviyatımızı önce imanı zayıflatarak yok etme planının tahkiki bir imanla bozulacağını bilmektedir, bunun için de asrımızın hastalığının ne olduğunun tespiti ve bilinmesi gereklidir. Her asırda olduğu gibi bu asrın da manevi hastalıkları vardır. Bunların  tedavisi gereklidir ki manevi hayatımız zarar görmesin. Kuran-ı Kerim manevi hastalıklarımızın eczanesi gibidir. Her hastalığın ilacı farklıdır. Fakat bir ilaç hastalığa göre alınmazsa tesiri olmaz. Kalbi rahatsız olan kalp doktoruna gitmeli, başı ağrıyan da ona uygun ilaç almalı ki fayda görsün. Bu asrın manevî hastalığı  İman zafiyettir.
 
Kuran-ı Kerimi bir eczaneye benzetelim. Kuran eczanesinde her asrın manevi meselelerinin ilaçları bulunur. Bizler eczaneden ilaçları bir doktorun yazdığı reçeteye göre aldığımız gibi, Kuran eczanesinden yazılan ve ismine tefsir denen reçeteler vardır. Biz hangi asırda yaşıyoruz ve ne gibi sorunlarımız varsa öncelikle ona uygun tefsirler okumalıyız ki bizi tatmin etsin veya sorulacak sorulara ikna edici cevaplar verilsin. Bizden 500 sene önce yaşayan insanların Allah ve ahirete inanmama gibi bir sıkıntı, bir hastalığı yoktu, bu yüzden o zamanın manevi doktorlarının reçetesinde Allah ve ahireti ispat etme ilacı fazla bulunmazdı. Daha çok ibadetlerin faziletleri, sevap kazanmanın yolları anlatılırdı. Fakat içinde yaşadığımız asrın durumu çok farklıdır.Eskiden bir memlekette birkaç tane mutlak dinsiz bulunurken, şimdi bir köyde onlarcası  bulunabiliyor ve inanmadığını da rahatlıkla söyleyebiliyor. Eskiden dinsizlik cahillikten kaynaklanıyordu, bunun izalesi kolaydı. Şimdi dinsizlik fen ve felsefeden geliyor. Bunun izalesi kolay değildir. Bu inançsız insanların yaydığı fikirler karşısında  taklidi iman yeterli olmuyor. Bunun için imanların takviye edilmesi ve tahkiki bir hale getirilmesi gereklidir.
Bu asırda din ve İslâmiyet düşmanları, evvelâ imânın esaslarını zayıflatmak ve yıkmak plânını, programlarının birinci maddesine koymuşlardır. Hususan bu yirmi beş sene içinde, tarihte görülmemiş bir halde münafıkane ve çeşit çeşit maskeler altında imânın erkânına yapılan suikastlar pek dehşetli olmuştur, çok yıkıcı şekiller tatbik edilmiştir. Halbuki, imânın rükünlerinden birisinde hâsıl olacak bir şüphe veya inkâr, dinin teferruatında yapılan lakaytlıktan pek çok defa daha felâketli ve zararlıdır. Bunun içindir ki; şimdi en mühim iş, taklidî imânı tahkikî imâna çevirerek imânı kuvvetlendirmektir, imânı takviye etmektir; imânı kurtarmaktır. Herşeyden ziyade imânın  esasatıyla meşgul olmak kat'î bir zaruret ve mübrem bir ihtiyaç, hattâ mecburiyet haline gelmiştir. Bu, Türkiye'de böyle olduğu gibi, umum İslâm dünyasında da böyledir.

Evet, temelleri yıpratılmış bir binanın odalarını tamir ve tezyine çalışmak, o binanın yıkılmaması için ne derece bir faide temin edebilir? Köklerinin çürütülmesine çabalanan bir ağacın kurumaması için, dal ve yapraklarını ilâçlayarak tedbir almaya çalışmak, o ağacın hayatına bir faide verebilir mi? İnsan, saray gibi bir binadır, temelleri erkân-ı imâniyedir. İnsan, bir şeceredir, kökü esâsât-ı imâniyedir. İmânın rükünlerinden en mühimmi, imân-ı billâhdır, Allah'a imândır. Sonra nübüvvet ve haşirdir. Bunun için, bir insanın en başta elde etmeye çalıştığı ilim, imân ilmidir. İlimlerin esası, ilimlerin şâhı ve padişahı, imân ilmidir.(Zübeyir Gündüzalp)

İman lokomotif, İslam ise o lokomotife bağlı vagonlar hükmündedir. Lokomotifte bir arıza olsa vagonlar da etkilenir ve yerinde kalır. Lokomotif giderse onlar da gider. Bunun için İmanı takviye etmek ve kuvvetlendirmek gerekiyor ki yolda kalmasın. " İman insanı insan eder. Belki insanı  sultan eder. Küfür ise insanı gayet aciz canavar bir hayvan eder. Allah'ı bilen ve tanıyan zindanda da olsa bahtiyardır. Allah'ı bilmeyen ve unutan saraylarda da olsa bedbahttır. İman bir intisaptır. Nihayetsiz aciz olan insanı nihayetsiz kadir olan Allah'a bağlar. İnsan iman ile Allah'a muhatap olur. Halife-i zemin ve mahlukatın sultanı konumuna çıkar. Küfür ile insan esfel-i safiline düşer ve mahlukatın en aciz ve zelili olur. İnsan iman ile ebedi saadet ve cennete nail olur."

Musbet hareket ile ilgili olarak bizlere şunları ders vermiştir: Bizim vazifemiz müsbet hareket etmektir. Menfi hareket değildir. Rızayı İlâhîye göre sırf hizmet-i imaniyeyi yapmaktır, vazife-i İlâhiyeye karışmamaktır. Bizler âsâyişi muhafazayı netice veren müsbet iman hizmeti içinde her bir sıkıntıya karşı sabırla, şükürle mükellefiz. Meselâ, kendimi misal alarak derim: Ben eskiden beri tahakküme ve terzile karşı boyun eğmemişim. Hayatımda tahakkümü kaldırmadığım, birçok hadiselerle sabit olmuş. Meselâ, Rusya'da kumandana ayağa kalkmamak, Divan-ı Harb-i Örfîde idam tehdidine karşı mahkemedeki paşaların suallerine beş para ehemmiyet vermediğim gibi, dört kumandanlara karşı bu tavrım, tahakkümlere boyun eğmediğimi gösteriyor. Fakat bu otuz senedir müsbet hareket etmek, menfî hareket etmemek ve vazife-i İlâhiyeye karışmamak hakikati için, bana karşı yapılan muamelelere sabırla, rıza ile mukabele ettim. Cercis as gibi ve Bedir, Uhud muharebelerinde çok cefa çekenler gibi, sabır ve rıza ile karşıladım.

Evet, meselâ seksen bir hatâsını mahkemede ispat ettiğim bir müdde-i umumînin yanlış iddiaları ile aleyhimizdeki kararına karşı, beddua dahi etmedim. Çünkü asıl mesele bu zamanın cihad-ı mânevîsidir. Mânevî tahribatına karşı sed çekmektir. Bununla dahilî âsâyişe bütün kuvvetimizle yardım etmektir. Evet, mesleğimizde kuvvet var. Fakat bu kuvvet, âsâyişi muhafaza etmek içindir. "Bir câni yüzünden onun kardeşi, hanedanı, çoluk-çocuğu mesul olamaz" işte bunun içindir ki, bütün hayatımda bütün kuvvetimle âsâyişi muhafazaya çalışmışım. Bu kuvvet dahile karşı değil, ancak hâricî tecavüze karşı istimal edilebilir. Düşman hariçte olursa ona karşı silahla mukabele edilir. Fakat içte olursa ona karşı silaha kullanılmaz insanları o fitneye karşı irşat ile uyandırmak gerekir.
İşte bunun için Said Nursi hazretleri bütün ömrünü bu milletin iman selameti uğruna feda etmiş ve her türlü baskı ve zulme karşı müspet hareket etmiştir. 23 defa zehirlenmiş, 27 yıl hapis ve sürgün hayatı yaşamıştır. Eserlerini çok zor şartlarda gizli olarak elle yazdırmak suretiyle 600 bin nüshadan fazla çoğaltılarak Anadolu'nun her tarafına neşir etmiştir. Bu eserleri bugün itibari ile Risale-i Nur külliyatı ismi ile beşten fazla yayınevi tarafından bastırılmaktadır. Yaklaşık 45 dile çevrilmiş olan bu eserler bazı ülkelerde ders kitabı olarak okullarda okutulmaktadır. Kendisi 83 yaşında 23 mart 1960'da Urfa'da Hakkın rahmetine kavuşmuştur. Kendisini rahmetle yad ediyor ve Cenabı Allah'tan gani gani rahmet diliyoruz.
Bu konu, asağıdaki bölümlerde de gösteriliyor:




Bediüzzaman Said Nursi'yi Vefatının 54. Yılı'nda anıyoruz (23 Mart 1960)
 

GoogleTagged



Tagler



Benzer Sayılabilecek Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
27 Yanıt
2827 Gösterim
Son İleti 23 Şubat 2009, 04:52:52
Gönderen: narada
0 Yanıt
391 Gösterim
Son İleti 02 Ağustos 2010, 01:46:04
Gönderen: indigo
1 Yanıt
388 Gösterim
Son İleti 12 Eylül 2012, 13:07:08
Gönderen: umut
23 Yanıt
1371 Gösterim
Son İleti 26 Aralık 2010, 20:26:02
Gönderen: El-Cezeri
0 Yanıt
1234 Gösterim
Son İleti 01 Nisan 2013, 12:42:57
Gönderen: mumin



UNUTMAYALIM Anayasa: Madde 25. Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir.
Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.

Madde 26. Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar.

İNSAN HAKLARI EVRENSEL BEYANNAMESİ

Madde 19 : Herkesin düsünme ve anlatma özgürlügü vardır. Buna göre, hiç kimse düsüncelerinden dolayı rahatsız edilemez. Ayrıca ülke sınırları söz konusu olmaksızın bilgi ve düsünceleri her türlü araçla aramak, sağlamak ve yaymak hakkına sahiptir.



Sitemiz forum sistemi olduğu için önceden izin alınmaksızın ve sonradan haber verilmeksizin konular açılabilmekte ve yorumlar yapılmaktadır. Eğer bu siteyi şu anda geziniyor ve size, yahut kanuni temsilcisi bulunduğunuz gerçek ya da tüzel kişiler aleyhinde uygun olmayan, yasalar çerçevesinde problem oluşturan bir sorun gördüyseniz, altta görülen resmi e-mail adresimize haber edebilirsiniz. E Mailiniz bize ulaştığında gerekli incelemeyi yaparak durumu açıklığa kavuştururuz. Sürekli yayında olan sitemiz için bu tür durumları fark etmemiz, her zaman mümkün olmayabilir. Bu tür durumlardan hemen her daima paylaşımları yapanlar sorumludurlar. Bunu gezinen tüm ziyaretçiler kabul etmiş sayılırlar. Aksi halde yayınların durumundan sorumlu tutulamayız.

A.T. Resmi e-mail Adresi


ÇOK ÖNEMLİ UYARI: Forumdaki Aktif-Nonaktif listede değilseniz saat başına 2 SÜPER PUAN kaybınız vardır! Renkli konumda olanlar aktif konumda oldukları için saat başına puan kazanırlar. DİKKATİNİZE!
bayrak