Haksızlığa karşı susan dilsiz şeytandır. Hz.Muhammed..

Seçkin Yazılar Random Olarak


Şu an forumda günün en popüler konusu: Aişenin Evlilik yaşı (5)
Başlatan: Darulhikme  Son yazar: Darulhikme

Satranç
Davet
Maçlar
Bitenler
Liderler
Terazi karışmasın

ANINDA TEPKİ/Terazi karışmasın => Terazi karışmasın ŞİMDİYE kadar çok başbakan gördük. Bunların tek partili dönemle ilgili eleştirilerine çok tanık olduk. Örneğin

Gönderen Konu: Terazi karışmasın  (Okunma sayısı 147 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

martin

  • Yakut
  • *
  • İleti: 476
  • Konular: 48
  • Süper Puan: -47
  • Aklını kullan
Terazi karışmasın
« : 22 Kasım 2009, 08:13:19 »
Terazi karışmasın


ŞİMDİYE kadar çok başbakan gördük. Bunların tek partili dönemle ilgili eleştirilerine çok tanık olduk.
Örneğin merhum Adnan Menderes, zaman zaman “27 yıllık CHP iktidarı dönemi”ni en ağır cümlelerle eleştirir ama, bunları hep İsmet İnönü’nün şahsında yoğunlaştırır, hiçbir zaman 1938 öncesine girmezdi.

Menderes o dönemi bilmiyor muydu?

Elbet biliyordu. Zaten kendisi de o dönemin bir parçasıydı. Ama konuşurken “1919-1938 dönemi”nin özelliğini dikkate alırdı.

O nedenle de “devletine karşı isyan ettiği için yargılanıp idama mahkûm olmuş” hiç kimsenin -örneğin Dersim isyanını başlatan Seyit Rıza’nın- savunuculuğuna soyunmamıştı.

Oysa bugün bakıyoruz, Seyit Rıza’nın idam hükmü infaz edilmeden önce söylediği sözleri “benimseyerek” kamuoyu önünde tekrarlayan bir Başbakanımız var. Nitekim AKP’nin Ankara’daki toplantısında önceki gün, “Evlad-ı Kerbelayız, ayıptır, zulümdür, günahtır diyenlere yapılan Kerbela muamelesini Meclis kürsüsüne taşımak, millet ve insan sevgisiyle nasıl bağdaşır?” dediği bildiriliyor.

“Başbakan” unvanını taşıyan bir kimsenin temel görevi, Başbakan’ı olduğu devletin temel kurumlarını savunmak değil midir?

Tamam... Örneğin mahkemelerin verdiği bazı mahkûmiyet kararlarına katılmayabilir. Ama kafasında “zerre kadar” hukuk nosyonu olan bir Başbakan, onların haksız olduğu yeni bir mahkeme kararıyla ortaya çıkıncaya kadar beklemeye mecburdur.

Oysa bizimki ne yapıyor?

Hükmettiği yöredeki istediği insanı cezalandıran, yörenin ahalisinden istediği gibi vergi ve asker toplayan, devlet otoritesini hiçbir şekilde tanımayan hatta devleti o yöreye sokmayan; dahası, yöredeki jandarma karakolunu basıp bütün askerleri şehit eden bir isyancının avukatlığını üstleniyor.

Olayın PKK’nın Eruh ve Şemdinli baskınından farkı ne?

Onunla da kalmıyor. Olayla “Kerbela” arasında bir tarihi bağ yahut benzerlik varmış gibi, isyan elebaşısı Seyit Rıza’nın sözlerinden yola çıkıp -kimse Aleviler hakkında olumsuz tek kelime etmemişken- Türkiye’nin Alevi vatandaşlarının din duygularını istismar amaçlı sözler söylüyor.

Kısaca, bir kesim insanımızın “din ve din duygularını” düpedüz siyasete alet ediyor. Ve rejimin bel altına vuruyor.

Peki Dersim isyanının bastırılması sırasında uygulanan metotları savunan var mı?

Hayır! Bir tek kişi yok. Tam tersine herkes üzgün.


O kadar ki kimse o sayfaları açıp yaraları deşmek istemiyor.

Çok muhtemelen Menderes dahil kimse, o nedenle 1938 öncesinin sayfalarını açmazdı. Çünkü o dönemin insanları, 19 Mayıs 1919-10 Kasım 1938 arasındaki devletin, “Devrim Devleti” olduğunu bilirdi. Devrim sürecinin, “hukuk”la değil, “aldığı sonuçla” değerlendirilmesi gerektiğini takdir ederdi. Eleştiriler de o yüzden 10 Kasım 1938 sonrasına yani “Kanun Devleti” dönemine yöneltilirdi. Onu 1961 Anayasası ile başlayan “Hukuk Devleti” dönemi izledi.

Neyi hangi terazide tartacağımızı artık öğrenelim.



Oktay Ekşi

"We live in a society where there is no law in making money in the promulgation of ignorance or, in some cases, stupidity.."     Tom Hanks

martin

  • Yakut
  • *
  • İleti: 476
  • Konular: 48
  • Süper Puan: -47
  • Aklını kullan
Cvp: Terazi karışmasın
« Yanıtla #1 : 22 Kasım 2009, 08:18:43 »
Tarihimizle yüzleşmeliyiz


Pervin Par’ı paylaşamayan, delikanlı komiser Eşref Kolçak ile bıçkın kaçakçı Hayati Hamzaoğlu, kombinezonla gezinen sarışın vamp kadın Suzan Avcı’nın evinde birbirinin gırtlağını sıkarken, kapı cart diye açılır, vicdan azabıyla yanıp tutuşan karaktersiz ebe Aliye Rona, “Durunnn” diye haykırarak içeri dalar, “Siz kardeşsiniz!”

*

Pervin’e ilaçlı gazoz içirmeye kalkışan haysiyetsiz çapkın Önder Somer’le, bu şerefsiz komployu tezgâhlayan kumarhaneci Kenan Pars kodese tıkılırken, yıllar sonra gerçeği öğrenen iki kardeş, hasretle kucaklaşır... Tonton aşçı Necdet Tosun’la azgın hizmetçi Mürüvvet Sim, tombul yanaklarını birbirine yaslarken; şoför Nubar Terziyan’la saftirik uşak Cevat Kurtuluş mutluluktan ağlamaktadır.

*

Özledim o günleri...

Alkışlardık.

*

Ya bugün?

“Siz kardeş mardeş değilsiniz, kapışın, birbirinizin gırtlağına çökün”
diyenleri alkışlıyoruz artık.


*

İnek Şaban mesela...

Mezhebi neydi acaba?

*

Alevi miydi, Sünni miydi Ayhan Işık? Kürt müydü, Çerkez miydi dersin Sadri Alışık? “Şakayla karışık” sormuyorum bunları... Kaçımız biliyordu “hepimiz”in yüreğini sızlatan Sami Hazinses’in aslında
Ermeni kökenli olduğunu?
Hiç merak eden olur muydu?

*

Türkan Şoray, Filiz Akın, Hülya Koçyiğit, Fatma Girik, dört yapraklı yonca... İster türbanlı ol, ister çarşaflı, başlarını örtmedikleri için sevmeyen var mıydı onları? Ömercik’e kahrolmayan Musevi, Ayşecik’e gözyaşı dökmeyen
Rum var mıydı?

*

Kaptan Ediz Hun, subay İzzet Günay, savcı Fikret Hakan, polis Ekrem Bora, şafak bekçisi pilot Göksel Arsoy, film çeviriyoruz ayaklarıyla, sinsi sinsi derin devlet propagandası mı yapıyordu? Bizans’ı haşat eden Cüneyt Arkın, yabancı düşmanı mıydı?
Karaoğlan Kartal Tibet, ırkçı mıydı?
Mirasını Mehmetçik Vakfı’na bırakan
Zeki Müren, darbeci miydi?

*

Bir millet uyanıyor... “Milli” duyguları doruğa çıkaran, efsane... Görüntü yönetmeni kim? Kriton İlyadis...

İşbirlikçi ajan mıydı yoksa?

*

Emel Sayın’la Tarık Akan’ın flörtüne sevinmeyen... Bıraktık mezhebi,
kökeni, Adile Naşit’i sevmeyen insan,
insan mıdır arkadaş?

*

“Tarihimizle yüzleşmeliyiz”
lafı pek moda ya bugünlerde...
Tarihimizle yüzleşmek için yazıyorum bu satırları... Çünkü, tarih dediğin hadise, sadece, etnik kökenlerden, mezheplerden, günü gelince kusmak için beklenen nefretlerden oluşmuyor.

*

“Ortak tarihimiz”den bir kesit var işte yukarda... Birlikte üzülen, birlikte sevinen, birlikte gülüp birlikte ağlayan bir toplum... Siyah beyazdı ama, rengârenktik aslında.

*

E haliyle merak ediyor insan...

Nasıl oldu da, elimizde patlamış mısırlarla otururken, korku filminin figüranları olduk aniden? Kim yazdı bu senaryoyu?
Kim biçti bize bu rolleri? Ve, gong çaldığında nasıl biter bu film?




Yılmaz Özdil

martin

  • Yakut
  • *
  • İleti: 476
  • Konular: 48
  • Süper Puan: -47
  • Aklını kullan
Cvp: Terazi karışmasın
« Yanıtla #2 : 22 Kasım 2009, 19:21:44 »
“Vurana elsiz gerek sövene dilsiz gerek”

Dersim tartışması” giderek ilginç bir hal alma ya başladı.

Daha doğrusu “planlayıcı”ların planları doğrultusunda ilerliyor.

Onur Öymen’in Meclis’teki (gereksiz) konuşmasından bir sözcüğü cımbızlayarak yeni bir isyanın fitilini ateşlemek ya da mevcut isyana katkı yapmak isteyenler, (kaçınılmaz olarak) ağızlarındaki baklayı çıkardılar.

Önce Onur Öymen üzerinden CHP’ye yaylım ateş...

Sonra Cumhuriyet’e veryansın...

Sonra Atatürk’e hakaret...

Önce 1937-1938’de bölgedeki isyanın bastırılması sırasında yaşanan acı olaylar üzerinden duygu sömürüsü...

Sonra kışkırtma çabaları...

Sonra “Seyit Rıza” ya da “Şeyh Sait” posterli gösteriler, sloganlar, “Kürdistan duaları”...

Sonra Avrupa’ya bir de “Dersim soykırımı”nı kabul ettirme kampanyaları...

İşi, getirmek istedikleri yere getirdiler. Aleviler’in her fırsatta ezilmesine (gerektiğinde yakılmasına) rıza gösterenler de birden Alevi dostu kesildiler. Said-i Nursi gibiler üzerinden Cumhuriyet ve Atatürk karşıtlığı yapıldığını biliyorduk ama bu kez aynı tavrın Aleviler üzerinden gösterilmesine tanık oluyoruz.

Bu noktada söz Aleviler’e...

Nasıl bir oyuna getirilmekte olduklarını görmeleri gereken Aleviler’e...

Evet Aleviler’in bugün tam bir birlik, bütünlük içinde olmadıkları görülüyor. Birçok konuda birbirlerinden farklı tutum ve yaklaşımlar içinde oldukları da biliniyor. Farklı farklı örgütlenmelere gittikleri, aralarında zaman zaman tartışmalar yaşandığı da sır değil.

Ama hepsinin ortak noktası, Aleviliğin ortak noktasıdır. Aleviliğin değerleridir. Bölücülüğü değil birliği, kavgayı değil barışı, düşmanlığı değil dostluğu, korkuyu değil sevgiyi, ölümü değil yaşamayı, kini değil bağışlamayı, nefreti değil hoşgörüyü yücelten değerlerdir onlar... Bu değerlere sahip insanların, bölmek, parçalamak, birbirine düşürmek, kin ve nefreti körüklemek, kapanması gereken yaraları deşmek, düşmanlığı tetiklemek, sevgi yerine korku salmak isteyenlerin peşinden sürüklenmesi kabul edilebilir mi?

Koskoca Alevi toplumunun, Aleviliğin özünü yansıtan cumhuriyet değerleriyle Atatürk ilkeleri ve aydınlanma devrimleriyle ters düşmesi beklenebilir mi?

Olamaz. Bu, “eşyanın tabiatına aykırı”dır.

Bir de hatırlatma yapmak isterim. Aleviler’in bir zaafı sıkça “oyuna gelmek”tir. Ama artık yetmez mi? Ta “Hakem Olayı”ndan beri oyuna getirilen Aleviler’in artık kendi durumlarının ve değerlerinin bilincinde olmaları, oyun içinde oyunu görmeleri gerekmez mi?

Bilmeleri gerekir ki, ne Seyit Rıza’lar dünün Dersim’ini bugünün Tunceli’sini temsil eder ne de dünün Dersim’i bugünün Tunceli’si Seyit Rıza’ların peşinden gider.

Bilmeleri gerekir ki, Aleviler’in Şeyh Sait posterlerinin altında ya da arkasında yeri yoktur.

Bugün için, yarın için insanlık, eşitlik, adalet davası güden Aleviler’in, kendilerini geçmişin kanlı sayfaları içine itmek isteyenler arasında da yeri yoktur.

Aleviler sorunlarının çözülmesi için mücadele ederler ama “Kürt sorunu”, “Ermeni sorunu”, şu sorunu, bu sorunu gibi bir de “Alevi sorunu” dayatmak isteyen iç ve dış dayatmacılara itibar etmezler. Aleviler’in sözlüğünde ayrımcılık yoktur. Aleviler’in sözlüğünde herkes “can”dır.

“Vurana elsiz gerek, sövene dilsiz gerek” diyen bir inanışın sahipleri, kendilerini bir kin ve nefret oyununun oyuncuları haline getirmek isteyenlere karşı artık daha uyanık olmalıdırlar.


Hikmet Bila






 

Google
Özel Arama

Pagerank