Haksızlığa karşı susan dilsiz şeytandır. Hz.Muhammed..
17 Temmuz 2015 Ramazan Bayramı'na Kalan Süre:
Anlık değişen canlı forum verileri...

Mesajlar: 2 Açılan Konular: 1 Okunan sayfa sayısı: 129352 Online Üye ve Ziyaretçi: 766

GönderenKonu: Rıza Zelyut yazıları-Güneş  (Okunma sayısı 1750 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

halkapınar

  • AS Üye-Kupa
  • *
  • Konuyu Açan
  • Location: İzmir
  • Toplam İleti: 7691
  • Toplam Konu: 744
  • Süper Puan: -28603
  • PuanBank: 175006
  • Katılım: 11/2008
    YearsYearsYearsYearsYearsYearsYears
    • Profili Görüntüle
  • [Puan Gönder]
  • [Puan İste]
Rıza Zelyut yazıları-Güneş
« : 17 Aralık 2009, 20:35:57 »
TRT: Fethullahçı örgütün yayın üssü

Bir cumhuriyet kurumu olması gereken TRT; bugün geldiğimiz noktada; bırakın görece tarafsızlığı; cumhuriyet düşmanlarının doluştuğu ve para kazandığı antilaik bir kurum haline gelmiştir. Genel Müdür İbrahim Şahin'in yarattığı son TRT; artık hükümet yandaşı olmayı bile geride bırakarak bir tarikatin (Nurcular) propaganda üssüne çevrilmiştir. TRT kanallarında görev yapanlara bir bakın; gerçeği göreceksiniz...
Kadrolaşmadan bir sonuç çıkaramadıysanız; TRT'nin haberlerine dikkat edin. Bu devlet kanalları; Fethullahçı örgütün yayınlarını tekrardan başka şey yapmıyorlar. Bilinen son örneği yeniden hatırlatalım:
Zaman Gazetesi, Fethullahçı örgütün ana yayın gazetesidir. Bu gazetede 10 Aralık tarihli haberde şöyle deniliyordu:
'Terör saldırısına hedef olan Tokat'ın Reşadiye ilçesinin adı, Ergenekon soruşturması belgelerinde ilginç bağlantı ve buluşmalarda geçiyor.
İlçe, Ergenekon davası tutuklu sanığı eski Özel Harekat Dairesi Başkan Vekili İbrahim Şahin'in memleketi. Tutuklu sanıklardan Jandarma Üsteğmen Taylan Özgür Kırmızı da söz konusu ilçede görev yapmış. Kırmızı'nın, tutuklu sanıklardan emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin'le bağlantıları da gündeme gelmişti. Muzaffer Tekin'in, Veli Küçük'ün yanı sıra Ergenekon örgütünün planladığı kanlı eylemleri organize eden isimlerden biri olduğu ileri sürülüyor.'
TRT 1; örgütün gazetesinden bu haberi alıyor; biraz değiştirerek ve işin içine Albay Dursun Çiçek'in Reşadiyeli olduğunuda sokarak ekranlardan milletin kafasına vuruyor. TRT; yönetimi bu tutumuyla Reşadiye eylemini PKK'nın değil de Ergenekon örgütünün yaptığı yolunda bir kanaat oluşturmaya çabalıyor. Böylece de kanlı PKK terörünü aklayarak Reşadiye insanını açıkça karalıyor.
Ve elbette ki TRT 1 haberinde, Türk ordusu, halkın gözünde şüpheli, hatta suikastçi gibi göstermek isteniyor. İşte devletin TRT'si, devletin ordusuna bu yolla tuzak kurmaya çabalıyor.

AKP İÇİNDE BİLE TARAF
TRT'nin İbrahim Şahin'e teslim edilmesi sonucunda bu kurum öyle bir militanlaştırıldı ki artık TRT; AKP içindeki çatışmada bile taraf haline geldi.
Bu iddiamın kanıtı da TRT'nin haber ve tartışma programlarında söylenen sözlerdir.
AKP içinde; yurtsever bir kanat var. Bunlar; 2003 Mart Tezkeresi'nde de tavır takınmışlardı. Açılım nedeniyle Kürtçü/Kürdistancı çizginin ülkemizi parçalayacak eylemlere kalkışması; AKP'deki bu dürüst kanadı rahatsız etti. Bunlar; kamuoyuna olmasa bile parti içindeki birilerine rahatsızlıklarını aktardılar.
İşte TRT; daha doğrusu Genel Müdür Şahin, bu zıtlaşmada, yurtsever AKP'lilere karşı savaş açtı. Bu kanadı; 'İttihatçı' göstererek parti tepe yönetimini etkilemeye çabaladı. Bu iş için de Berat Özipek denilen kişiyi kullandı. Akademisyen havasında konuşturulan Berat Özipek; AKP'deki yurtseverlerin partiden atılması için çığlıklar attı.
Peki kim bu Berat Özipek? Yandaş gazete Star'da köşe verilen bu adam; Başbakan Erdoğan'a çağrıda bulunmuş, 'Özal olsa Genelkurmay Başkanı'nı görevden alırdı!' demiştir. Elbette ki Berat Özipek, Fethullahçı örgütün uzaktan kumanda ettiği yerlerde çalışıyor.
***
Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ nisan ayında İstanbul'da gazetecilere verdiği brifingde, adını vermeden Fethullahçı örgütlenmeden söz etmiş ve bu yapının demokratik sistemde olmaması gerektiğini dile getirmişti. İşte bu konuşmayı varlığı için tehdit kabul eden F Tipi örgüt; Türk ordusunu Ergenekoncu gösterecek atılımlarına hız vermişti. Ne ilginçtir ki Ergenekon soruşturması da bu tarihten sonra Türk ordusunu bugün bile darbeci gösterecek bir biçimde yürütülmeye başlandı. Aynı ekibe TRT de bütün gücüyle haberleri ve yorumlarıyla destek veriyor.

DEVŞİRİLMİŞ GAZETECİLERLE
TRT'yi sözde tarafsız göstermek için kurumda program yaptırılan birkaç gazeteci de artık Fethullahçılar tarafından kontrol edilmektedir. TRT yönetimi; laik, çağdaş kafalı, modern yaşam tarzını savunan yazarları kara listeye almıştır. Kürtçülerle dirsek teması içinde olmayı açılımla bağlantılayan TRT yönetimi; örneğin Alevileri yok saymaya devam etmektedir.
İş bu kadarla kalsa iyi... Güya muhafazakar olan bu kadro, Türk Sanat Müziği'ni ve Halk Müziği'ni de TRT'de iyice kısıtlayarak ulusal kültürü kozmopolit kültüre boğduran bir anlayışı da insafsızca uygulamaktadır.
Şimdi kararı siz verin: Bu TRT, Türkiye Cumhuriyeti'nin yoksa Fethullahçı örgütün mü TRT'si?


57'İNCİ ALAY HERYERDE

dayı

Cvp: Rıza Zelyut yazıları-Güneş
« Yanıtla #1 : 18 Aralık 2009, 02:10:15 »
Çok güzel yazmış ya

Alıntı Yap (Seçim)
Zaman Gazetesi, Fethullahçı örgütün ana yayın gazetesidir. Bu gazetede 10 Aralık tarihli haberde şöyle deniliyordu:
'Terör saldırısına hedef olan Tokat'ın Reşadiye ilçesinin adı, Ergenekon soruşturması belgelerinde ilginç bağlantı ve buluşmalarda geçiyor.
İlçe, Ergenekon davası tutuklu sanığı eski Özel Harekat Dairesi Başkan Vekili İbrahim Şahin'in memleketi. Tutuklu sanıklardan Jandarma Üsteğmen Taylan Özgür Kırmızı da söz konusu ilçede görev yapmış. Kırmızı'nın, tutuklu sanıklardan emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin'le bağlantıları da gündeme gelmişti. Muzaffer Tekin'in, Veli Küçük'ün yanı sıra Ergenekon örgütünün planladığı kanlı eylemleri organize eden isimlerden biri olduğu ileri sürülüyor.'
TRT 1; örgütün gazetesinden bu haberi alıyor; biraz değiştirerek ve işin içine Albay Dursun Çiçek'in Reşadiyeli olduğunuda sokarak ekranlardan milletin kafasına vuruyor. TRT; yönetimi bu tutumuyla Reşadiye eylemini PKK'nın değil de Ergenekon örgütünün yaptığı yolunda bir kanaat oluşturmaya çabalıyor. Böylece de kanlı PKK terörünü aklayarak Reşadiye insanını açıkça karalıyor.
Ve elbette ki TRT 1 haberinde, Türk ordusu, halkın gözünde şüpheli, hatta suikastçi gibi göstermek isteniyor. İşte devletin TRT'si, devletin ordusuna bu yolla tuzak kurmaya çabalıyor.
Komedi hergün aynı şey dinleyen de yok sanırım


slayt

Cvp: Rıza Zelyut yazıları-Güneş
« Yanıtla #2 : 18 Aralık 2009, 15:00:54 »
Şimdi istediğiniz birini bu yöntemle ilintirebilir ve gözaltına aldırabilirsiniz. Mesela
Org. Başbuğ Fethullahçı çıktı ŞOK!
Evinde inceleme başlatan polisler başkanın TV sindeki kumandada STV kanalının 1 numarada olduğu  ortaya çıktı. Aslında Başbuğun göbek adının Fethi olduğu da gözlerden kaçmadı. Sık sık gittiği gazinoda samanyolu şarkısını söyleten başkanın çok açık biçimde buraya bağlı biri olduğu resmen kanıtlandı.


halkapınar

  • AS Üye-Kupa
  • *
  • Konuyu Açan
  • Location: İzmir
  • Toplam İleti: 7691
  • Toplam Konu: 744
  • Süper Puan: -28603
  • PuanBank: 175006
  • Katılım: 11/2008
    YearsYearsYearsYearsYearsYearsYears
    • Profili Görüntüle
  • [Puan Gönder]
  • [Puan İste]
Cvp: Rıza Zelyut yazıları-Güneş
« Yanıtla #3 : 24 Aralık 2009, 07:52:06 »

Açılım değil Menemen'in intikamı

79 yıl önce 23 Aralık'ta, Menemen'de yeşil şeriat bayrağı açıp 'Şeriat isteriz. Din elden gidiyor!' diye çığlık atan ve sonra da Teğmen Kubilay'ı diri diri kesen bir grup ayaklanmıştı. Onların amacı; belliydi. Bugün de aynı amaçta olup başka araçları kullananlar; türkiye'yi bir Türk ülkesi olmaktan çıkartacak mücadeleyi iyice ilerlettiler. Açılım denilen süreçle başlayan yeni dalgaya bir bakın. Batılı tefeci sermayenin içimizdeki adamları; Kürdistan projesinin sürdürücüleri ve şeriat bayrağı açmaya can atanlar; el ele vermiş durumdalar.
Bunun yakın tarihini kısaca hatırlatalım:
1925 yılı mart ayında; Şeyh Sait; İslamcı bir Kürt devleti kurmak ve hilafeti canlandırmak amacıyla isyan ediyor. İsyanı, Kürt Teali Cemiyeti ile Kürtçü Azadi örgütü destekliyor. İsyanın arkasında İngiltere bulunuyor. Türkiye; Musul'u İngiltere'den almak peşindedir. Yeni devlet; ciddi biçimde tehdit ediliyor. İşin içinde yurt dışına kaçmış olan Padişah Vahdettin'in de bulunduğunu Ali Fuat Cebesoy anılarında açıkça vurgulamaktadır.
1926'da Dersim bölgesindeki Kürtçüler karakollara saldırıyorlar. Şeyh Sait isyanına katılanların affedilmesi istenmektedir.
1930'da Ermenilerle Kürtlerin ortak kurduğu Hoybun örgütü, Ağrı bölgesinde büyük bir ayaklanma başlatıyor. İsyan son baharda büyük zorluklarla bastırılıyor. Arkasında Fransa olduğu biliniyor. Amaç Kürt devleti kurmak. Destekleyenler arasında şeriatçılar da bulunuyor.
Tam bu sırada Bülent Arınç'ın memleketi Menemen'de dinciler; teğmen Kubilay'ın başını bağ bıçağıyla kesip şeriat sancağına takıyorlar.
Geldiğimiz noktada; gerici takımı ile Kürtçü takımı tam bir ittifak içinde cumhuriyet kurumlarına saldırıyor. Bunlara; tıpkı 1920'lerde, 30'larda İngiltere'nin yaptığı gibi Batılı emperyalizm destek veriyor.

HÜRRİYET VE İTİLAF PARTİSİ YAŞIYOR
Artık gerçekleri söyleme zamanı gelmiştir: Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran millet; Türk milletidir. İşin içine Kürtleri sokanlar; bilgiye değil söylentiye dayananlardır. Olaylar gösteriyor ki Kürtler, Kürtçüler; daha en başından beri Mustafa Kemal'i ve Kuva-yı Milliye'yi düşman kabul etmişlerdir. Sivas Kongresi'ni basıp Mustafa Kemal'i öldürmeye kalkışanlar da Kürt Teali Cemiyeti'ne bağlı kişilerdir. İngilizler; Kurtuluş Savaşı'nda Mustafa Kemal'e karşı Kürtleri kullanmıştır. Açın İngiliz belgelerini bakın. 1920/21'de patlatılan Koçkırı ayaklanması da Kürtçü-Kürdistancı bir yapıdadır.
PKK da ilki 1908'de kurulan Kürtçü/Kürdistancı örgütlerin devamıdır.
Bu Kürtçü örgütleri; dönemin muhafazakar partisi, dinci Hürriyet ve İtilaf Partisi desteklemiştir. Menemen'deki örgütün arkasında Kürt Teali Cemiyeti'nin üyeleri ile bu İtilafçılar da bulunmaktadır.
1918'lerdeki Hürriyet ve İtilaf Partisi ne ise bugünkü dinci partiler de aynısıdır. Kürtçü /Kürdistancı kadrolarla işbirliği halinde; Batılılarla el el ele...

BÜTÜN TÜRKLERİ MAHKUM EDECEKLER
Hürriyet ve İtilaf Partisi kurucuları; Türk milletinin düşmanı idiler; bu Türkler ne gariptir ki kendilerini daha çok Arap gibi görüyorlardı. Tıpkı günümüzdeki bazı siyasetçiler gibi... Şeyh- molla takımının elinde gericileştirilen Kürtleri destek güç yapmışlardı. Türkiye'yi düşman işgaline açan; ihanet antlaşması Sevr'i imzalayanlar da bu İtilafçılardı.
O ittifak; şimdi; yeniden ve daha kapsamlı bir saldırı başlatmış bulunuyor. Şimdi; kimse Derviş Mehmet gibi yeşil sancak açıp kelle kesmek için hareket etmiyor. Şimdikiler; basını, eğitimi, bizzat devletin kurumlarını kullanarak Türkiye Cumhuriyeti ile savaşa başladılar.
Buradaki amaç; devleti kuran Türk milletini mahkum etmektir.
'Türk demeyelim; Türkiyeli diyelim!' isteğinin altında bu eski ittifak bulunuyor.
Anayasa değişikliğini; getirip Türk milleti kavramını değiştirmeye dayayanların amacı; cumhuriyetle özdeşleşen bir kimliği mahkum etme çabasıdır.
Menemen'de insan kesenler; Sivas'ta aydınları yakanlar; İtilafçı zihniyetin yaşayan çocukları idiler.
Şimdi; Türk milletinden Menemen'de asılan ların intikamı alınıyor. Aynı zamanda Şeyh Said'in de...

Rıza Zelyut



halkapınar

  • AS Üye-Kupa
  • *
  • Konuyu Açan
  • Location: İzmir
  • Toplam İleti: 7691
  • Toplam Konu: 744
  • Süper Puan: -28603
  • PuanBank: 175006
  • Katılım: 11/2008
    YearsYearsYearsYearsYearsYearsYears
    • Profili Görüntüle
  • [Puan Gönder]
  • [Puan İste]
Ynt: Rıza Zelyut yazıları-Güneş
« Yanıtla #4 : 02 Ocak 2010, 00:04:14 »
Senin ruhun yeter

Yeni bir yılın bu ilk gününü gülümseyerek karşılayın.
Yüzünüzün sert çizgilerini yumuşatın.
Gün Tanrı'nın ışığı üzerimizde ise; kötümser olmaya gerek yoktur.
Şair Cahit Sıtkı Tarancı'nın dediği gibi; 'Yeter ki gün eksilmesin penceremden.'
Doğrusu böyledir ama kiminle karşılaşsam; bir karamsarlık, bir umutsuzluk...
'Ne olacak böyle? Nereye gidiyoruz?' diye sorular...
Gülümseyin...
Biraz da mağrur biçimde gülümseyin.
Çünkü; sizin ruhunuz yeter...
Her engeli aşmaya...
Eğer Türk milletinin çocuğu iseniz.
Eğer bunu içselleştirmiş iseniz...
Mağrur biçimde gülümseyin.
Ruhunuz yeter.
Bu kara günleri geride bırakmaya...
Çünkü Türk milleti; kara günleri ağartmasını bilmiştir.
Haydi yine hatırlatayım:
1919'daki şartlardan da mı kötü durumdayız ki karamsar olalım?
***
Biliniz ki kurtarıcı sizsiniz.
Eskiden, 'Ordu izin vermez!' derlerdi.
Bense buna acı acı gülerdim. Çünkü, izin veren ordu idi...
Şimdi gerçek Gün Tanrı'nın ışığı altındadır...
Gerçeği kabul ediniz...
Ordu; ortadan kıyıya iteklendi.
Ordu; ortadan gelir. Merkezde bilinir.
Türk milleti de onun çevresine yerleşir.
Böylece 'ordu-millet' ortaya çıkar.
Şimdiye kadar öyleydik.
Mustafa Kemal'in ordusu da ortayı/merkezi temsil ediyordu.
Geldi Amerikancı paşalar.
Başına geçti Kenan Evren...
Yaptılar darbeyi.
Aldılar orduyu ortadan; attılar kıyıya...
Bugünkü sıkıntıların kaynağı odur işte...
Bir elinde Kur'an, bir elinde silah meydan meydan dolaşan o Amerikancı...
Kırdı geçirdi yurtseverleri...
Meydanı, sahte dincilere ve ABD emrindeki 5. Kol ajanlarına bıraktı.
Akıl ve bilim kovuldu okullardan...
Yerine kör inanlar dolduruldu.
Geldik bugüne...
***
Bir kilo pirince muhtaç insanlarla...
Doğalgazdan kömüre geri dönen çöküşle...
Futbol takımı tutar gibi parti tutan cahillikle...
Müslümanlığı sanki bazı siyasetçiler yeni icat etmişler sanan kitleyle...
Geldik bu güne...
Ne yani bunlara bakarak karamsar mı olalım?
Asla... Dik duracağız...
Ruhunu; yabancıya satanlarla aynı gemiye binmeyeceğiz.
Paranın pulun, malın mülkün önemsiz olduğunu birilerine göstereceğiz.
Ruhumuz yeter...
Bu milletin ruhu yeter...
***
Bu ülkede de çıkarı uğruna ruhunu satmayan insanların bulunduğunu göstereceğiz.
Sizler de mahallenizde, kasabanızda bunu ispat edeceksiniz.
Mustafa Kemal'in kurduğu düzeni savunacaksınız.
Anlamayanlara da şöyle diyeceksiniz:
Bak ey arkadaş...
Ağzıma bakma Pakistan'a bak...
Orada neler oluyor?
Sünniler Şii camilerini; Şiiler Sünni camilerini bombalıyor.
Senin mezhebin daha kötü, benimki iyi yarışı yüzünden.
Bıraktılar başka dinlerle uğraşmayı birbirlerini öldürüyor Müslümanlar.
Anlat o vatandaşa. De ki:
-Eğer Atatürk devrimleri olmasaydı, eğer o devrimler bizi akıl ve bilimle yoğurmasaydı; bugün Türkiye'de de farklı mezhepten olanlar, Irak'ta olduğu gibi, Pakistan'da olduğu gibi birbirlerinin kanını akıtıyor olacaklardı.
Atatürk sevmezlerin istediği manzara da işte odur.
Kıracağız bu çemberi Kemal Paşa'nın ışığıyla...
İçine bak, anlayacaksın: Senin ruhun yeter.
Bu milletin ruhu yeter...


Rıza Zelyut



halkapınar

  • AS Üye-Kupa
  • *
  • Konuyu Açan
  • Location: İzmir
  • Toplam İleti: 7691
  • Toplam Konu: 744
  • Süper Puan: -28603
  • PuanBank: 175006
  • Katılım: 11/2008
    YearsYearsYearsYearsYearsYearsYears
    • Profili Görüntüle
  • [Puan Gönder]
  • [Puan İste]
Ynt: Rıza Zelyut yazıları-Güneş
« Yanıtla #5 : 03 Ocak 2010, 14:36:57 »
2009 YILININ DORUKTAKİLERİ

YILIN ÖZETİ: Eski DTP'li Ahmet Türk'e kimse kiralık ev vermek istemiyormuş.Bu olumusuz gelişmeye sebep olanlar kendileri ile iftihar edebilirler.

YILIN TEPKİSİ: AKP Ankara milletvekili Mehmet Zeki Özcan'ın partisine yönelik çıkışı... Özcan, Kürt açılımını değerlendirirken, 'Dinin, mezhebin, etnik grupların üzerine vurgu yapılması demokrasi ile çelişir. Halkımızın birbirine 'öteki' diye bakmasına sebep olur.' dedi. Böylece AKP'deki siyasi geleceği bitti ama Sayın Özcan; bu parti içinde de vatanseverlerin bulunduğunu gösterdi.

YILIN EN UCUZU: Yandaş medya...

YILIN GAFLETİ: Kürt açılımı/Demokratik açılım/Milli birlik ve kardeşlik projesi. (Üçünden birisini seçerseniz üçünü de seçmiş olacaksınız)

YILIN PROVAKASYONU: Tunceli halkına 'dinsiz' diyen zihniyetin; Tunceli halkını savunuyormuş gibi ortaya çıkması... 'Dersim'de de analar ağladı.' diyen CHP'li Onur Öymen'e karşı tarikatçi medya ile Alevi görüntülü Kürtçülerin yaptığı saldırı yılın kışkırtmasında açık ara birinci.

YILIN YARGISI: Habur'da PKK'lıların ayaklarına yollanan müteharrik mahkeme. Adalet tarihimize sokulan bu gezgin mahkeme işi, Ergenekon yargısını geçerek gönül rahatlığı ile birincilik kürsüsüne yerleşmiş ve hukukilik açısından İstiklal Mahkemeleri'ni bile sollamıştır.

YILIN TİYATROSU: Kürt açılımı/Demokratik açılım/Milli birlik ve kardeşlik projesi gereği Kandil'den getirtilen ekibin sınırda yaptığı o gösteri...

YILIN EN KORUNAKSIZ BÖLGESİ: Genelkurmay Karargahı.

YILIN BİLİM ÖDÜLLERİ: Aralarında Prof. Mehmet Haberal'ın da bulunduğu profesörlerin Ergenekon soruşturmasında, terör örgütü üyesi oldukları iddiasıyla tutuklanarak hapse konulmaları.

YILIN KABADAYISI: Hem hükümete, hem de liboş-tarikatçi takımına hastir çeken Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir. Ne yapalım, Kasımpaşalılar düşünsün...

YILIN ÖĞÜDÜ: Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'ın, 'Dinlenmekten korkmayın, istediğiniz kadar konuşun!' açıklaması... (Çelebi, böyle olur bizde öğüt dediğin.)

YILIN POSTASI: Almanya'dan yola çıkarıldığı halde Türkiye'ye aylarca sonra gelmesiyle Deniz Feneri Dava Dosyası... Ergenekon dava dosyası satır satır yandaş medyada yayımlanırken hakkında en küçük bir haber bile çıkartılmayan Deniz Feneri Dava Dosyası, YILIN EN İYİ SAKLANAN DAVA DOSYASI ÖDÜLÜ'nü de hak etmiştir.

YILIN EN ANLAMLI İFTİRASI: Amerikancı tarikatin beslediği Taraf Gazetesi'nin, Tarafsever NTV televizyonuna; 'BBP Lideri Yazıcıoğlu'nu durmadan arayarak helikopterinin düşmesine yol açtılar!' anlamına gelecek biçimde seslenen haberi.

YILIN FİYASKOSU: Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök'ün umre ziyaretinden bir netice elde edememesi...

YILIN ZIR CAHİLİ: Şair eskisi İsmet Özel... Alevileri hiç tanımadığını ortaya koyarak... Türklüğü de Müslümanlıkla sınırlayarak... Kendisi ayrıca '2009 YILININ I ÖDÜLÜ'nü de hak etmiştir.

YILIN AH-VAHI: Tekel işçilerinin yakınmaları... Bunlar hala, 'Biz AKP'ye oy vermiştik!' diyerek, akıllanmadıklarını ve boşuna ah vah ettiklerini gösteriyorlar. Ne demişler: Ne kadar oy; o kadar boğucu gaz...

YILIN YALNIZ KAHRAMANI: TBMM'de tek başına hükümete kök söktüren Kamer Genç..

YILIN EN YORULMAYAN POLİTİKACISI: Hakkını teslim edelim: Tayyip Erdoğan...

YILIN EN DİRENÇLİ POLİTİKACISI: İlkelerinden sapmayan ve sonunda hep haklı çıkan Deniz Baykal...

YILIN AİLESİ: 'Fikirlerinden ödün verme!' diyen eşim ile 'Her şartta arkandayız!' diyen oğlumdan oluşan benim ailem. (Herhalde bu kadarcık övünmeyi bana çok görmezsiniz.)


Rıza Zelyut



halkapınar

  • AS Üye-Kupa
  • *
  • Konuyu Açan
  • Location: İzmir
  • Toplam İleti: 7691
  • Toplam Konu: 744
  • Süper Puan: -28603
  • PuanBank: 175006
  • Katılım: 11/2008
    YearsYearsYearsYearsYearsYearsYears
    • Profili Görüntüle
  • [Puan Gönder]
  • [Puan İste]
Ynt: Rıza Zelyut yazıları-Güneş
« Yanıtla #6 : 08 Ocak 2010, 21:43:21 »
CHP karşıtı kampanya yeniden başlıyor

Dünkü yazımda ortaya koyduğum gibi; alınan işaretler; ülkemizde bu sene içinde erken bir genel seçime gidileceğini gösteriyor. Çünkü; AKP; hızla aşınıyor.
Bu durumda; CHP iktidarın birinci adayı gibi gözüküyor.
İşte bunu önlemek ve AKP'yi iktidarda tutmak için CHP'ye karşı eskiden beri yürütülen malum kampanya yeniden işletilmeye başlandı.
Denileni biliyorsunuz: 'AKP iyi değil ama CHP'yi de görüyorsunuz. Bu partiye oy verilir mi?'
İtiraz edip, 'CHP'nin nesi var? Hırsız mı? Ülkeyi mi bölüyor?' dediğinizde karşıdaki bu kez ikinci dalışı yapıyor:
'İyi ama başında Baykal var. Bu Baykal'la...'
AKP'den bıkıp yeni bir parti arayanları, iktidar partisinde tutmaya çabalayanların taktiği işte bu. 'AKP'yi ben de beğenmiyorum ama oy verecek başka parti yok ki...'
Geçen gün, Hürriyet'teki köşesinde Ahmet Hakan; tam işte böyle başlattı kampanyayı: AKP iyi değil ama Baykallı CHP'ye de oy verilmez ki, anlamında yazarak.
Aynı oyun, MHP için de sergileniyor. 'AKP iyi değil ama şu MHP'ye hiç oy verilmez!' dedikodusu ev ev sokak sokak, cami cami yayılıyor.
AKP, cami cemaatinin içindekilere aylık bağlamış. Bu maaşlı elemanlar; namazdan önce, çay içerlerken başlıyorlar anlatmaya. CHP'ye de MHP'ye de atıp, AKP'nin müminliğinden, hizmetlerinden söz ediyorlar.
Bu olumsuz kanaat, okumuş kesim arasında da yaygın. Dün gazetede bu konuyu konuşurken; sosyal demokrat bir hanımefendi, 'Şu CHP Tekel işçileri için ne yaptı?' diye itiraz etmez mi?... Belli ki Tekel işçileri ile bizzat CHP Lideri Deniz Baykal'ın ilgilendiğini, CHP'li milletvekillerinin en başından beri bu eyleme destek verdiğini bilmiyor. Bilmeden CHP'yi suçlaması da aslında CHP hakkında kamuoyunda eskiden oluşturulan o olumsuz izlenimden kaynaklanıyor. İşte AKP'nin propaganda malzemesi olarak elindeki en iyi araç budur.

ARINÇ MEDYASI

Türkiye'deki gazetelerin ve televizyonların yüzde 90'ı bugün iktidarın emrine girmiştir. Sabah Grubu; TMSF üzerinden yandaş hale getirildikten sonra diğer gruplar üzerinde de ekonomik baskılar oluşturulmuş; bunlar korkutulmuş ve ele geçirilmiştir.
İnanmayan varsa; Bülent Arınç ile ilgili haberlerin verilişine bir baksınlar. Bütün televizyon kanalları, şimdiye kadar döndere döndere Bay Arınç'ı konuşturdular. CHP Lideri Baykal'ı kötü gösterecek biçimde bir haber akışı yapıldı. Televizyonların alt yazılarında bile Bülent Arınç öne çıkarıldı ve onun haklı olduğunu gösterecek tarzda bir hava yaratıldı.
Bu rezaleti gören Bekir Coşkun, dünkü yazısında haber sisteminin tümünü AHA diye özetlemişti. Bu kısaltmanın açılımı da Arınç Haber Ajansı...
Türkiye'nin medyasının ne hale geldiğini anlamak için onun AHA'ya dönüştüğünü görmek gerek.
İşte böyle bir kuşatma içinde; ülkemiz seçime gidecek...
Muhaliflerin bir bölümünün hapse tıkıldığı...
Halkın, yoksullaştırılarak köleleştirilip demokratik iredesinin yiyecek paketine bağlandığı...
Yargının yasadışı dinlemelerle ve engellemelerle korkutulduğu...
Asker darbe yapacak söylentileri ile mazlum parti havasının yaratıldığı...
bir ortamda demokratik seçim olur mu?
Hele hele oylar; bu Telekom üzerinden geliyor ve sonuçlar Telekom kanalları tarafından iletiliyorsa...

POLİS TANKI NE YAPACAK?

Yandaş medya, ikide bir. 'Asker darbe yapacak!' iddiasıyla özel üretilmiş belge yayımlıyor ya...
Şimdi onlara bir sorum var: Hükümet; yasa değişikliği ile polisin de tank ve top almasının önünü açıyor... Bu polis, o topu ve tankı kime karşı kullanacak?
PKK yandaşları sokakları doldurup otobüsleri, evleri yakarken; bu polis onlara sapan ile nohut büyüklüğünde taş atmıyor mu?
Eğer terör örgütü yandaşlarına karşı normal silahını bile kullanmayan polise siz tank ve top alırsanız; o zaman başka bir niyetiniz var demektir.
Siz; polisi önce iktidarın emrine soktunuz. Başına Fethullahçı şefleri geçirip iyice yandaşlaştırdınız. Şimdi ellerine tank ve top vererek onları meydana salacaksanız, bir amacınız olabilir: O da darbe yapmak...
AKP hükümeti; başlattığı siyasi darbeyi şimdi polisi ordu haline getirerek tamamlamaya kalkışıyor. Tanklı, toplu polisler geliyor. Ey anlı şanlı demokratlar neredesiniz?

Rıza Zelyut







Ağca'nın patronu Kenan Evren'di

Türkiye, 1970'lerin ortasından itibaren sağ-sol diye iki kampa bölünmüştü. Bu bölünme; kabaca, dünyadaki sosyalist ve kapitalist sisteme denk düşüyordu. Sosyalist sistemin lideri Sovyetler Birliği'nin güneyden kuşatan kapitalizmin lideri ABD için Türkiye bir koçbaşı gibiydi. Bu yüzden de Türkiye'nin ABD güdümünde tutulması çok önemliydi.
Halbuki 1960'lardan başlayarak Türkiye'de halkçı-toplumcu hareketler hızla yükselmişti. Köylüler ve işçiler daha fazla hak, ekonomiden daha fazla pay istiyorlardı. Buna memurlar da kuvvetle destek veriyorlardı. Doğumuzdaki İran'da ABD güdümündeki Şah Rıza yönetimi çok sıkıntılı bir döneme girmişti.
İşte böyle bir ortamda ABD; Türk Silahlı Kuvvetleri'nin tepe yönetimini harekete geçirdi. TSK içindeki darbeci generaller; ülke yönetimine el koymak için Özel Harp Dairesi'ni kullanmaya başladılar. MİT içindeki darbeci kanat da darbeci generallerle el ele vererek Türkiye'yi kargaşa içine itecek komploları başlattılar.
Bunun için sağ-sol çatışmasının yanına Alevi-Sünni çatışmasını eklemeye çalıştılar. Bu amaçla Kahramanmaraş'ta Alevileri hedef alan vahşi bir katliam da yaptırdılar. Bu saldırılar, Sivas'ta, Çorum'da da sürdürüldü. Aynı dönemde Kürtçüleri de harekete geçirmek için PKK oluşturtuldu. Kürt milliyetçiliği teşvik edildi. Böylece; 'Kürt tehlikesi vardır!' dedirtmek istediler.
Ülkenin kargaşaya sürüklendiğini gören ve bunu araştıran aydınlardan birisi de Milliyet Gazetesi Başyazarı Abdi İpekçi idi. Gerçek bir yurtsever ve demokrat olan Abdi İpekçi; CIA'nın Türkiye Masası Şefi Paul Henze ile görüşerek bu çatışmalar hakkında görüş almıştı. Abdi İpekçi; bu görüşmeden çıktıktan sonra artık bu sağ-sol, Alevi-Sünni, Kürt-Türk ayrışmasının ABD desteği ile planlanıp asker eliyle yürütüldüğü yolundaki şüphesinin gerçek olduğuna kanaat getirmişti. Ve bu görüşmeden kısa bir süre sonra, 1 Şubat 1979'da Abdi İpekçi öldürüldü. Onun katili veya katilleri, o dönemdeki Ülkü Ocakları içine yerleştirilen özel yetiştirilmiş tiplerdi. Ve Paul Henze'nin çok düşündürücü anlatımıyla, bu katiller; kime hizmet ettiklerini bilmiyorlardı.
Sonuçta; bu cinayetleri ve çatışmaları kullanan darbeci generaller; 12 Eylül 1980'de ülkenin yönetimine el koydular. O zamana kadar sıkıyönetimin bulunduğu yerlerde olaylar önlenemiyordu ama 13 Eylül'de bu olaylar bıçak gibi kesilmişti.
İnanmayan varsa, 1980 yılının eylül ayındaki olayları inceleyebilir...
Bu cinayette tetiği çeken Ağca ise, onu oraya yollayan darbe planlarını o sıralarda olgunlaştırmış bulunan Kenan Evren'dir.
Darbeden sonra Türkiye'deki solcular ve ülkücüler ezildiler. Türk devleti; Kemalist çizgiden koparıldı; toplum gericileştirildi ve bugünkü AKP iktidarının taşları döşenmiş oldu. Bu yüzdendir ki AKP iktidarları 12 Eylül darbecilerine dokunmadılar.

HRANT DİNK DE AYNEN
Üç yıl önce gazeteci Hrant Dink de aynı amaçla öldürtüldü.
İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne Hrant Dink'in öldürüleceğine ilişkin birçok bilgi iletiliyor. Aynı bilgiler Trabzon Emniyet Müdürlüğü'ne de ulaştırılıyor.
Bu cinayetin emniyet içindeki izlerini araştıran gazeteci Nedim Şener; 'Dink cinayeti büyük bölümüyle polisin kontrolünde planlandı' diyor. Nedim Şener, Trabzon Emniyeti ve İstihbarat Dairesi Başkanlığı ile ilgili sorular yanıt bulmadan, yetkilileri koltuklarını korudukça cinayetin çözülemeyeceğini söylüyor. Bunun için 26 yıl gibi bir ceza ile yargılanıyor. 'Dink cinayetinde taşları devlet döşedi' diye makale yayımlayan atilim.org isimli internet sitesine yasak getirilmiş bulunuyor. Bu hükümet, rahip Santoro cinayeti döneminde Trabzon Emniyet Müdürü olan Ramazan Akyürek'i bütün Türkiye'nin istihbaratının başına getirerek ödüllendirmişti. Biliyorsunuz; 2006'da Trabzon'da 16 yaşındaki bir lise öğrencisi, rahip Andrea Santoro'yu öldürmüştü. 2007'de ise Malatya'da Zirve kitabevi'nde üç kişi hunharca katledilmişti.
Peki bu cinayetler ne zaman işleniyor?
AKP işbaşında iken...
Neden işleniyor?
Ulusalcıları, yurtseverleri kötü göstermek için.
Abdi İpekçi'yi de Bulgarların öldürttüğü o zamanlar gazetelerde uzun süre yazılmış durmuştu...
Ergenekon davasında neden bu cinayetin ihmalcilerini sorgulamıyorlar; hiç düşündünüz mü?

ARINÇ'A İNANAN AHMAKTIR
AKP'lileri yuma yağlama makinesi gibi çalışan TRT'de konuşturulmuş Bülent Arınç. Ve, kendisine planlandığını iddia ettiği suikasti küçümseyenlere ahmak demiş. Tabii; Arınç'ın sıkıştığı yerde akıttığı gözyaşları gibi bu suikast sözleri de sahtedir. Ona suikast düzenlenmek istendiğine inanmayanlardan birisi de bendim. Bu yüzden beni ahmak sayanlara da sözlerini iade ediyorum.
Bana göre de: Rahip Santoro, Hrant Dink; Zirve Kitabevi cinayetleri karşısında kılını kıpırdatmayanların; kendilerini mağdur gibi göstermeye kalkışmalarına inananlar ahmaktır.


Rıza Zelyut



« Son Düzenleme: 19 Ocak 2010, 07:07:28 Gönderen: halkapınar »

halkapınar

  • AS Üye-Kupa
  • *
  • Konuyu Açan
  • Location: İzmir
  • Toplam İleti: 7691
  • Toplam Konu: 744
  • Süper Puan: -28603
  • PuanBank: 175006
  • Katılım: 11/2008
    YearsYearsYearsYearsYearsYearsYears
    • Profili Görüntüle
  • [Puan Gönder]
  • [Puan İste]
Ynt: Rıza Zelyut yazıları-Güneş
« Yanıtla #7 : 03 Şubat 2010, 08:57:27 »
İmamlara bir soru

İnsaflı olmak; insan olmanın temel şartlarındandır. Kötü bir kişiye bakarak onun içinde bulunduğu bir topluluğu da kötülemek doğru değildir.
Nasıl ki organ ticareti yapan bir doktora bakarak bütün doktorları böyle niteleyemezsek… Nasıl ki rüşvet alan bir vergi memuruna bakarak tüm maliye çalışanlarını öyle göremezsek…
Bir imamın yaptığı hatayı da bütün imamlara mal edemeyiz.
Örneğin; bir imam düşünün ki Kuran kursunda hocalık yapsın. Ana-babanın en emin yer olarak görüp buraya yolladığı 13 yaşındaki kızına bu imam sarkıntılık etsin.
Dünkü haberlerde, Antakya'da böyle tatsız bir olayın yaşandığı yer alıyordu.
İmam efendi; 'Şeytana uydum!' demiş.
Rivayet ederler ki, böyle birisi varmış. Sonunda kadının huzuruna çıkarmışlar. Kadı sormuş:
-Şu hanıma sen mi tecavüz ettin?
-Şeytan kandırdı kadı efendi…
-Şu geline de tecavüz ettiğin söyleniyor.
-Şeytan kandırdı kadı efendi…
Kadı, kızmış:
-Sus edepsiz adam, şeytan senin pezevengin mi?
Şeytan; içimizdedir. O duyguları, bazıları kontrol edemeyince böyle sapıkça davranışlar ortaya çıkar.
Şimdi Antakya'daki imama dönelim…
-Olmaz, Müslüman adam, hele imam, böyle bir şey yapmaz; diyebilir miyiz?
Demekki yapıyorlarmış.
Buna benzer başka tacizlerin meydana geldiği; çoğunun da ört bas edildiği biliniyor.
İyi de buna bakarak; imamlar hakkında böyle olumsuz bir kanaat oluşturmaya hakkımız var mı?
-Asla…
Söylenecek olan şudur: Böyle kritik görevlere atanacak imamlar, çok dikkatli seçilmelidir.

O GAZETELER OLSA
Şimdi bir de öbür taraftan bakalım.
Böyle bir şeyi; laik ve Atatürkçü kesimden birileri yapsa idi; kendilerini Müslüman gösteren gazeteler; bunu nasıl haber yapardı tahmin edebiliyormusunuz?
Ağızlarındansaçma akıta akıta 'LAİKÇİ TECAVÜZ' biçiminde bir başlık atarlar; altında da demediklerini bırakmazlardı.
Diyelim ki Atatürkçü Düşünce Derneği'nden burs alan bir kız öğrenciye; buranın bilmem neredeki şubesinde görevli birisi sarkıntılık etse idi…
O zaman ne darbecilik kalırdı ne Ergenekonculuk… Bütün bu yandaş medya (besleme basın) bunu birinci sayfadan haber yapardı.
İşte dinden-imandan, ahlaktan; örften bahseden; kadınları neredeyse kara çarşafa sokmaya çabalayan bu kesim böyledir.
Çağdaş hayat tarzından yana olan Aattürkçüler ise; olayı, akıl ve insaf ölçüleri ile yorumlarlar. Buradan ne imam düşmanlığı, ne din düşmanlığı üretirler.
İşte biz; Atatürk ilkelerinin ışığı ile yetişen insanlar buyuz…
Umarım ki imam kardeşlerimiz; artık bizlere de akıl ve insaf ölçüleri ile bakarlar…

VALİLERE SAYGI İSTİYORUZ
Başbakan Erdoğan; CHP'yi eleştirmek için ikide bir 70 yıl öncesine gidiyor ve CHP il başkanlarının valilik de yaptığını söylüyor.
O uygulamayı bugün için normal görmek mümkün değil.
Lakin; günümüzdeki valiler; AKP il başkanından daha geri bir konuma itilmediler mi?
CHP; il başkanını vali yaptı ise; siz il başkanını valinin birkaç kademe üstüne yerleştirdiniz.
Özellikle Anadolu'da valiler, AKP'lilerin önünde eğilmek zorunda bırakıldı.
Geçen gün gördük ki; Manisa Valisi, suikast girişimine uğramamak mağduru Bülent Arınç'ın önünde konuşurken boncuk boncuk terliyor.
Korkuyor.
Başbakan; ikide bir valileri toplayıp üstü kapalı olarak tehdit ediyor ve AKP politikasının emirerleri haline getirmeye uğraşıyor.
Halbuki valiler partinin değil cumhuriyetin valileri olmalıdır.
Onlar devleti temsil ediyorlar.
Devletin, siyaset önünde böyle ufalanması; hayırlı sonuçlar vermez.
Taşrada da siyasetin tekelleşmesine, siyasi vesayete yol açar.

TÜRKİYE KİMLERİ KALDIRMADI Kİ…
Türk vatandaşı Kürt kökenli türkücü Şivan Perver, Viyana'da Türkçe de dahil dört dilde türkü söylemiş. Kendisi Avrupa'da kaçak durumundadır. Şivan kardeşe; Türkiye'ye gidip gitmeyeceği sorulduğunda; 'Türkiye beni kaldıramaz!' buyurmuş.
Şivan, Şivan! Size bu memleketi hala 1981 şartlarında gösterenlere inanma. Bu memleket Abdullah Öcalan'ı bile kaldırıyor ki seni kaldırmasın.
Gel; çiçeklerle karşılanacaksın.
Merak etme; buradaki polis Kanada polisi gibi zorba değildir. Kimse seni Kanada'da olduğu üzere yere yatırıp başına silah dayamaz.
Dünyanın en güzel coğrafyasına, en iyi insanlarına böyle bühtan eyleme.
Gel, korkma; biz varız.

Rıza Zelyut
 


halkapınar

  • AS Üye-Kupa
  • *
  • Konuyu Açan
  • Location: İzmir
  • Toplam İleti: 7691
  • Toplam Konu: 744
  • Süper Puan: -28603
  • PuanBank: 175006
  • Katılım: 11/2008
    YearsYearsYearsYearsYearsYearsYears
    • Profili Görüntüle
  • [Puan Gönder]
  • [Puan İste]
Ynt: Rıza Zelyut yazıları-Güneş
« Yanıtla #8 : 16 Şubat 2010, 20:21:45 »
Fransa Emine Hanım'ın türbanını veto etmiş miydi?

Geçen haftanın ateşli tartışmalarından birisi yine türbanla ilgiliydi. CHP Lideri Baykal; 2004 yılı Temmuz ayında Başbakan Erdoğan'ın Fransa gezisine götürmek istediği eşi Emine Hanım'a türban yüzünden Fransa'nın ambargo uyguladığını söyledi. Bu iddiaya Başbakan Erdoğan çok kızdı.
Şimdi; o günlerle ilgili yazımı aşağıda olduğu gibi yayımlıyorum. Hiçbir yalanlama almayan 23 Temmuz 2004 tarihli bu yazım, o günkü gerçekleri olduğu gibi gösteriyor.

FRANSA İSTEDİĞİNİ ALDI
Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesi için yaman bir uğraş veriyor. Bu çalışmasını ilerletmek için de Fransa'ya gitti ve yüzünde gülücükle döndü.
Fransa, Türkiye'nin AB'ye üyeliğine açıktan olmasa bile dolaylı yoldan karşı çıkıyor. Çünkü, Fransa, Avrupa Birliği'nin bir kültürel birlik olduğuna inanan insanların yönetiminde. Bu kültürel birliğin dokusunu da Hıristiyanlık oluşturuyor.
Fransa, içinde ciddi ölçüde Müslüman nüfus barındıran bir ülke. Bu nüfusun geleneksel İslami yaşam biçimine yönelen her isteğine Fransa yönetimi şiddetli tepki gösteriyor. Öyle ki bu ülkenin yöneticileri, azınlık İslami kesimin Fransız cumhuriyetini tehdit ettiğini kabul etti. Bunun için de Fransa'da okullarda türban takılması yasaklandı.
Aynı korkuyu yaşayan Avrupa'nın diğer ülkelerini tatmin etmek için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de türbanın yasaklanması yönünde bir karar verdi. Türkiye ile ilgili olarak verilen bu karar tüm Avrupa için yönlendirici bir karar haline geldi.
Fransa, bunun dışında, Türkiye ile dış ilişkilerinde de gizli bir çatışmanın içine girmiş durumda. Çünkü, Ortadoğu'da etkili olmayan çalışan bu ülke, Türkiye'nin açık biçimde ABD'nin yanında yer almasını kabul edemiyor.
Türk-Amerikan ilişkilerindeki her ilerleme Fransa'yı geriyor. Bu ilişkilerde ortaya çıkan çatışma ise Fransa tarafından memnuniyetle karşılanıyor. Türkiye'nin Irak savaşı öncesinde ABD'ye verdiği açık çek nasıl bu ülkeyi kızdırmış ise Tezkere'nin reddedilmesi de o ölçüde memnun etmiştir.
Fransa, Türkiye üzerinde baskı uygulamak için Ermeni sorununu, Kürt sorununu ikide bir AB'nin gündemine taşımıştır.

HANIMEFENDİ GİDEMEDİ
Başbakan Erdoğan, Fransa gezisine, eşi Emine Hanım'ı da götürüyordu. Onun yanı sıra bakan eşleri olan Nihal Aydın, Zeynep Babacan, Ahzen Unakıtan, Semiha Yıldırım da gezi programında yer alıyorlardı.
Fransız hükümeti, ülkede türbanı yasaklamış iken, türbanlı eşlere devletin kapısını açmayı doğru bulmadı. Bu yüzden de Başbakan Erdoğan'ın türbanlı eşi istenmedi.
Böylece, Fransa, kamusal alanına türbanı sokmadı.
Yani dinsel nitelikli giysileri insan hakkı veya demokratik hak gibi gören kesimleri bu ülke ciddiye almadı. Türkiye, bu konuda Fransa'nın tersine gitmeye uğraşıyor. Tersten giderek Fransa'nın kontrol ettiği bir dünyaya acaba nasıl girilebilir?

ERDOĞAN'A SAYGISIZLIK
Fransa'nın Türkiye'yi ciddiye almadığını, Başbakan Erdoğan'ın bu gezisi bir kez daha gösterdi. Başbakan Erdoğan, Fransız Başbakanı Raffarin ile görüşmeye giderken, Fransızlar bizim başbakana camı kırık bir Renault otomobil uygun gördüler.
Avrupa ülkeleri gözünde yerimizin ne olduğunu merak edenlere bundan daha açık bir cevap olabilir mi?
Başbakan'ın türbanlı eşini istemeyen, kendisine sıradan bir otomobil ayıran Fransa, bu kendini üstün görme tavrının yemişini de aldı.
Türkiye, hava filosunu yenilemek için Fransız-Alman ortak projesinin ürünü olan Airbus uçaklarını kullanacak. Bunun için de tam bir buçuk milyar dolar ödeyeceğiz.
Siz, böyle bir ticaret yapsanız, Türk başbakanına, 'Bir gün sizi de AB'ye alacağız!' biçiminde belli olmayan bir tarihte randevu vermeyi çok mu külfet sayarsınız…
İşte bizim Başbakan'ı gülümseten bu ne olduğu belli olmayan vaattir.
Haydi hep birlikte mutlu olalım: AB'ye giriyoruz ya…'


Rıza Zelyut


halkapınar

  • AS Üye-Kupa
  • *
  • Konuyu Açan
  • Location: İzmir
  • Toplam İleti: 7691
  • Toplam Konu: 744
  • Süper Puan: -28603
  • PuanBank: 175006
  • Katılım: 11/2008
    YearsYearsYearsYearsYearsYearsYears
    • Profili Görüntüle
  • [Puan Gönder]
  • [Puan İste]
Ynt: Rıza Zelyut yazıları-Güneş
« Yanıtla #9 : 18 Şubat 2010, 08:14:35 »
HABERTÜRK'TEN AKP'YE YÜZDE 10′LUK KATKI…
DEVLET PARASI İLE CASUS GAZETESİ ÇIKARTILDI

AKP hükümeti; devlete ait bütün kuruluşları 'babalar gibi sattı'. Bunu isteyen IMF bile; Tekel'in çok ucuza verildiğini görünce, 'Böyle haraç mezat özelleştirme yapılmaz!' demek zorunda kaldı. Geldiğimiz noktayı görüyorsunuz: Eskinin sanayicileri de başladılar çerçiliğe.
Alın Sabancı'yı. Fabrikaları kapattı; dışarıdan mal getirip onu pazarlıyor; eskisinden daha çok para kazanıyor. İşte AKP mucizesi: Sanayiden ticarete, sanayiciden çerçiye geri döndük.
Peki üçte birisi işsiz olan bu gençlere kim iş bulacak?
Elbette özel şirketler. Gel gör ki, bu hükümet Türkiye'yi o kadar siyasallaştırdı ki etliye sütlüye karışmayan işadamlarını bile baskı altına alıp anasından emdiği sütü burnundan getiriyor. Hatırlayınız: Bir zamanlar Başbakan Erdoğan'ın en yakınlarında duran Rifat Hisarcıklıoğlu'nun adını bile Kafes ismini verdikleri uyduruk darbe planının içine soktular.

DEVLET PARASI İLE CASUS GAZETESİ ÇIKARTILDI

Hükümetle ne bağlantısı var demeyin? O casus belgesi plan, Taraf adlı gazeteden piyasaya verildi…
Peki Taraf'ın sahibi Alkım Yayımcılık'a bu hükümetin 3 milyon 653 bin lira teşvik verdirdiğini biliyor musunuz? Bunun belgesi internette dolaşıyor.
Alkım dediğiniz, kitap yayımlayan, geliri giderini zar zor karşılayan ufacık bir şey, yani bir kitapçı iken şimdi birdenbire 3 milyon 653 bin lira teşvik alıyorsa; bu gazetenin özel operasyonlar için çıkartıldığını anlamış oluruz. Yani; arkasında hükümet vardır.
Hükümet destekli ahlaksız Ahmet Altan'ın işadamlarına şantaj yaparak onları korkutmaya çalışmasının başka örnekleri de var. Bu herif; Doğuş Holding'e 'BBP Lideri Yazıcıoğlu'nun helikopterini, NTV'den yapılan sürekli telefon araması düşürdü!' diyerek tehdit mesajı yollamadı mı? Böylece; 'Sakın ha, NTV hükümeti eleştirecek bir şey yapmasın!' denilmek istenmedi mi?
5. Kol elemanı Ahmet Altan; köşesinden Çukurova Holding'in patronu Mehmet Emin Karamehmet'e 'Sen daha bizi bilmiyorsun, biz sana gösteririz!' anlamında tehdit savurmadı mı? Bundan sonra da BDDK; hiç ilgisi olmayan bir yerden, Çukurova'ya 400 milyon dolar civarında borç çıkarmadı mı? Ve son olarak; bilirkişiler, 'Suçu yoktur!' dediği halde; BDDK ile anlaşma yapılarak ödenmiş bulunan krediler yüzünden 12 yıla yakın ceza bindirmediler mi?
Aydın Doğan; aynı tehditle işinin başından uzaklaştırılmadı mı?
Ya vergi sopası…
Ya Ergenekon sopası…
Yandaş patronlar, devlet parası ile fonlanırken; İstanbul'un boş arsaları onlara pazarlanırken; tarafsız işadamları korku içinde…
Alın size demokratikleşme, alın size Avrupa Birliği…

YEĞENİN SUÇU AMCAYA YIKILMAZ

Hatırlarsınız. Eylül ayı içinde İstanbul'daki bir uyuşturucu operasyonunda yakalananlar arasında Mustafa Fehmi Okay da vardı. Bu kişi CHP Milletvekili Hakkı Süha Okay'ın kardeşi imiş.
Bu olay haber yapılırken; yandaş medya; neredeyse bütün CHP'lileri suçlu gösterecek gibi haberler düzenledi.
Biz o zaman şeriat hukuku bile babanın suçunu oğluna yüklemezken; siz bir kardeş üzerinden öbürünü suçlu çıkarmaya kalkışıyorsunuz; bu vicdansızlıktır; yapmayın. Şu Allah'ın işine bakın ki; geçen hafta, Başbakan Erdoğan'ın yeğeni Mehmet Erdoğan; uyuşturucu kaçakçılığı yaparken yakalanmış.
Ne yapalım şimdi? Biz de o Müslüman/mümin görüntülü gazeteciler gibi; imanımızı siyasete satıp 'Vaaaay! Başbakan'ın yeğenine bak!' mı diyelim? İşi; Başbakan'la ilintilemeye mi çalışalım? Bu tutum, insafsızlık olur, haksızlık olur, hukuksuzluk olur. Bu yüzden şu besleme İslamcılara diyorum ki: Adil olun; adil. Sultan Süleyman'a kalmayan dünya AKP'ye mi kalacak sanıyorsunuz?

HABER TÜRK AYIP ETTİ

Dün gelen bir elektronik mektupla uyandım. 13 Şubat'ta Haber Türk Gazetesi bir kamuoyu yoklamasının sonucunu verdi. Buna göre kararsızlar yüzde 25,9; AKP ise 24,9. Kararsızların oyları dağıtılınca; AKP oyları yüzde 42 gösteriliyor.
Bu yüzde 42, uydurma bir rakamdır. Çünkü; AKP; ankete göre oyların dörtte birisini aldığına göre; kararsızlardan aynı oranda oy alabilir. Böyle olunca da o taraftan alacağı oy yüzde 6,5′tir. Bunu 24,9′a eklerseniz eder 31, 4.
Haber Türk; Başbakan'ın hatırına 10 puan kadar da kafadan ekleme yapmış.
Ey vatandaş dikkat edin: Bundan sonra AKP; anketlerde yüzde 40′tan aşağıda gösterilemeyecek gözüküyor. Çünkü; başbakan elinde sopa, bekliyor.
Anketçiler de o kadar pervasızlar ki milletin toplama çıkarma yapmaktan bile aciz olduğunu sanıyorlar…


Rıza Zelyut





Rıza Zelyut yazıları-Güneş
 

Benzer Sayılabilecek Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
1 Yanıt
141 Gösterim
Son İleti 26 Mart 2010, 15:35:59
Gönderen: gızgın
2 Yanıt
319 Gösterim
Son İleti 10 Haziran 2010, 11:36:15
Gönderen: time
0 Yanıt
311 Gösterim
Son İleti 03 Ağustos 2010, 05:34:24
Gönderen: indigo
0 Yanıt
181 Gösterim
Son İleti 03 Ağustos 2010, 17:57:13
Gönderen: Newman
0 Yanıt
46 Gösterim
Son İleti 03 Ağustos 2010, 18:20:56
Gönderen: Newman


Facebook Comments



UNUTMAYALIM Anayasa: Madde 25. Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir.
Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.

Madde 26. Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar.

İNSAN HAKLARI EVRENSEL BEYANNAMESİ

Madde 19 : Herkesin düsünme ve anlatma özgürlügü vardır. Buna göre, hiç kimse düsüncelerinden dolayı rahatsız edilemez. Ayrıca ülke sınırları söz konusu olmaksızın bilgi ve düsünceleri her türlü araçla aramak, sağlamak ve yaymak hakkına sahiptir.



Sitemiz forum sistemi olduğu için önceden izin alınmaksızın ve sonradan haber verilmeksizin konular açılabilmekte ve yorumlar yapılmaktadır. Eğer bu siteyi şu anda geziniyor ve size, yahut kanuni temsilcisi bulunduğunuz gerçek ya da tüzel kişiler aleyhinde uygun olmayan, yasalar çerçevesinde problem oluşturan bir sorun gördüyseniz, altta görülen resmi e-mail adresimize haber edebilirsiniz. E Mailiniz bize ulaştığında gerekli incelemeyi yaparak durumu açıklığa kavuştururuz. Sürekli yayında olan sitemiz için bu tür durumları fark etmemiz, her zaman mümkün olmayabilir. Bu tür durumlardan hemen her daima paylaşımları yapanlar sorumludurlar. Bunu gezinen tüm ziyaretçiler kabul etmiş sayılırlar. Aksi halde yayınların durumundan sorumlu tutulamayız.

A.T. Resmi e-mail Adresi


ÇOK ÖNEMLİ UYARI: Forumdaki Aktif-Nonaktif listede değilseniz saat başına 2 SÜPER PUAN kaybınız vardır! Renkli konumda olanlar aktif konumda oldukları için saat başına puan kazanırlar. DİKKATİNİZE!
bayrak