Haksızlığa karşı susan dilsiz şeytandır. Hz.Muhammed..

   Son 3 mesaj


   Seçkin Yazılar


   Günün Popüler Konusu - Ayın, Haftanın, Günün En Aktif Üyesi

Şu an forumda günün en popüler konusu: Kimler cennetlik (26)
Başlatan: inancveahlak Son yazar: inancveahlak
Ayın Üyesi: redyellow
Haftanın Üyesi: El-Cezeri
Günün Üyesi: El Fuego

Forumda en son açılan konular

xx Bu ülke gelişti mi? Et tüketimi öyle demiyor çok fakiriz | 31 Tem 10
zorless
21:06:37 Gönderen: zorless
Görüntülenme: 5 | Yorumlar: 0

ABD'deki et tüketimi ile gelişmiş başka ülkelerin ...


Sayfalar: [1] 2 3 ... 5
Devrim şehidi: Mustafa Fehmi KUBİLAY

ANINDA TEPKİ/Devrim şehidi: Mustafa Fehmi KUBİLAY => Menemen Olayı ya da Kubilay Olayı, 23 Aralık 1930 günü gerçekleşen, Cumhuriyet tarihinin ikinci önemli irtica hadisesi. İzmir'in Menemen

A A A A
Gönderen Konu: Devrim şehidi: Mustafa Fehmi KUBİLAY  (Okunma sayısı 343 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Hosting firmasının Sunucusunda yaşanan bazı problemler nedeniyle zaman zaman ciddi şekilde sitemiz ağırlaşmaktadır. Bu nedenle bir müddet daha devam edebilecek bu olay için çalışılmakta olduğu bildirildi. Duyurulur.
Devrim şehidi: Mustafa Fehmi KUBİLAY
« : 23 Aralık 2009, 07:54:24 »


Menemen Olayı ya da Kubilay Olayı, 23 Aralık 1930 günü gerçekleşen, Cumhuriyet tarihinin ikinci önemli irtica hadisesi. İzmir'in Menemen ilçesinde, askerliğini yedek subay olarak yapmakta olan öğretmen Mustafa Fehmi Kubilay'ın ve yardımına koşan bekçiler Hasan ve Şevki'nin şeriat isteyen bir grup tarafından öldürülmesiyle başlayan olaylar zinciri. Olayların ardından bölgede sıkıyönetim ilan edilmiş, kurulan Divanı Harp'te failler idam dahil çeşitli cezalarla cezalandırılmışlardır.

Olayların siyasi boyutu 

Siyasi bağlamda Kubilay Olayı, 1930'da Ali Fethi Okyar tarafından Atatürk'ün tavsiyesiyle kurulmuş olan ve Menemen Olayı'ndan hemen önce 17 Kasım 1930'da kendi kendini fesheden, Türkiye Cumhuriyeti'nin ikinci ana muhalefet partisi Serbest Cumhuriyet Fırkası'nın 99 günlük varlığı ile bir arada değerlendirilmektedir.

Olayın, zamanın Nakşibendi tarikatının lideri Şeyh Esat ve yandaşları tarafından planlandığı ve Menemen'de uygulamaya konulduğu iddia edilmiştir. Ancak Şeyh Esad'ın Nakşibendilikle alakası bulunmadığı yönünde görüşler de vardır.

Olaylar Menemen'de cereyan ettiği için genellikle Menemen Olayı olarak anılmaktadır ve bu durum günümüzde bazı Menemen vatandaşlarını huzursuz etmektedir. Olaylardaki faillerin yaklaşık üçte ikisi Menemen dışındandır.

Olayların gelişimi 

Mustafa Fehmi Kubilay, 1930 yılında Menemen'de yedek subay sıfatıyla askerlik görevini yapmaktaydı. 23 Aralık 1930 sabahı Menemen'de cereyan eden hadiseler genel anlatıma göre şu seyri izlemiştir:

Şeyh Esat’ın Manisa’da Nakşibendi tarikatını yaymakla görevlendirdiği Laz İbrahim tarafından yönlendirilen, Manisa tarafından gelen çember sakallı, sarıklı ve cüppeli dördü silahlı 6 meczup, 23 Aralık 1930'da sabah namazından sonra camiden aldıkları Yeşil Sancağı yola dikerek silah zoruyla etraflarına adam toplamaya çalışırlar. Elebaşılar arasında, Giritli Derviş Mehmet, Şamdan Mehmet, Sütçü Mehmet Emin, Nalıncı Hasan, Küçük Hasan vardı. Derviş Mehmet camide namaz kılanlara kendini "Mehdi" olarak tanıttı ve dinin tehlikede olduğunu, dini korumaya geldiklerini söyledi.

Arkalarında 70 bin kişilik Halife ordusu olduğunu, öğle saatlerine kadar şeriat bayrağı altında toplanmayanların kılıçtan geçirileceğini söylediler. Camideki yeşil bayrağı alıp uzun bir sopaya taktılar ve Menemen şehir meydanında kazdıkları bir çukura diktiler. Bayrağın çevresinde dönmeye, tekbir getirmeye, zikretmeye ve "Şapka giyen kafirdir! Yakında yine şeriata dönülecektir." diyerek bir isyan hareketi başlatmak isterler. Bayrağın altından ahaliden bazı kişileri (bir fabrikada çalışan Hayimoğlu Jozef de dahil) geçirdiler. Kasabaya halife ordusunun geleceği iddiası halkı korkuttu.

Olaylara müdahele 

Olayların ilçedeki askeri birlikte duyulmasıyla, bir bilgiye göre; alay komutanı, yedeksubay Kubilay'ı olay yerine gönderdi.

Kubilay bu hareketi bastırmak için bir manga askerle olay yerine geldi. Askerlerin yanından ayrılarak tek başına onların arasına girip teslim olmalarını istedi. Onlardan biri ateş ederek Kubilay’ı yaraladı. Karşıdan bunu gören askerler ateş açtılar. Fakat tüfeklerinde öldürücü etkisi olmayan manevra fişekleri vardır. Eylemciler "bize kurşun işlemiyor” diyerek halkı kandırmaya çalıştılar.

Kubilay yaralı halde cami avlusuna sığındıysa da, Derviş Mehmet ve arkadaşları peşisıra geldiler. Derviş Mehmet, çantasını açıp testere ağızlı bağ bıçağını çıkardı ve yaralı Asteğmen Kubilay'ın başını kesti.

Kesik başı yeşil bayrağın sopasına dikmeye çalıştılar ancak başaramadılar. Birisi ip getirdi ve Kubilay'ın başı yeşil bayrağın dikili olduğu sopaya iple bağlandı. Olay yerine yetişen Bekçi Hasan ateş edip gruptan birini yaraladı. Ancak açılan ateş sonucu o da öldü. Arkadaşının yardımına koşan Bekçi Şevki de açılan ateş sonucu öldü.

Bu aşamada askeri birlik yetişir. Komutan "Teslim olun!" diye bağırır. Ancak olay çatışmaya dönüşür ve askeri birlik ateş eder. Göstericilerden Derviş Mehmet de dahil bazıları yere serilirken, bazıları kaçar. Daha sonra hepsi birden yakalanır.

Olaya tepkiler 

Kubilay Olayı, genç Türkiye Cumhuriyeti'nin 1925'deki Şeyh Said İsyanından sonra tanık olduğu ikinci önemli irtica olayıdır.

Büyük önder ATATÜRK 28 Aralık 1930'da orduya gönderdiği başsağlığı telgrafında, "Mürtecilerin gösterdiği vahşet karşısında Menemen’deki ahaliden bazılarının alkışla tasvipkar bulunmalarının bütün cumhuriyetçi ve vatanperverler için utanılacak bir hadise" olduğunu belirtti.

Sıkıyönetim ve Mahkeme 

31 Aralık 1930 günü Menemen ilçesi ile Manisa ve Balıkesir’in merkez ilçelerinde 1 Ocak 1931’den itibaren 1 ay süre ile Fahrettin Altay komutasında sıkıyönetim ilan edilmiş ve 1. Kolordu Komutan Vekili General Mustafa Muğlalı başkanlığında bir Divanı Harp kurulmuştur.

7 Ocak 1931'de bu kez İzmir'de yine Mustafa Kemal Paşa başkanlığında ikinci bir toplantı yapıldı. Olaya doğrudan veya dolaylı katılan 105 sanık (anayasayı cebren tağyir, eyleme iştirak, azmettirme veya Mehdi Mehmedin Mehdiliği için harekete geçtiğini bildikleri halde zamanında Hükümete haber vermedikleri ve tekkelerin seddinden sonra ayini tarikat icra ettikleri suçlamalarıyla) 15 Ocak 1931'den itibaren Divanı Harp’te yargılanmaya başlandı,

Divan-ı Harp Mahkemesi 

General Mustafa Muğlalı başkanlığında kurulan Divan Harp Mahkemesinde 24 Ocak 1931 günü iddianame okundu ve 29 Ocak 1931 günü mahkeme 36 (ölmüş olan bir sanık ile 37) kişinin idama mahkum edilmesine, 40 kişinin sorumsuzluğu nedeniyle salıverilmesine, 27 sanığın beraatine, 41 kişiye çeşitli hapis cezaları verilmesine hükmetti ve karar Meclis’in onayına sunuldu. İdam hükümlülerinin 6'sının yaşı küçük olduğundan, onların ölüm cezaları ağır hapse çevrildi. TBMM Adalet Divanı ayrıca iki idamlığın cezasını 2 yıl hapse çevirdi.

Kalan 28 sanık, 3 Şubat 1931 gecesi Menemen'de idam edildi. Bazıları Kubilay'ın başının kesildiği yerde asıldı. Mahkumlardan biri idam sehpasının önünden kaçtı. İki hafta sonra yakalandı ve ertesi gün idam edildi.

Olayın hemen ardından Menemen'de devrim şehidi iki bekçi ve Kubilay adına anıt dikildi. Anıtın üzerinde şöyle yazar:

'"İnandılar, dövüştüler, öldüler. Bıraktıkları emanetin bekçisiyiz."'

Sıkıyönetim, 28 Şubat 1931’de Manisa ve Balıkesir’den, 8 Mart 1931'de de Menemen’den kaldırıldı.



Gazi`nin Orduya Taziyenamesi:

Menemen’de ahiren vukua gelen irtica teşebbüsü esnasında Zabit Vekili Kubilay Beyin vazife ifa ederken duçar olduğu akıbetten Cumhuriyet ordusunu taziyet ederim. Kubilay Beyin şehadetinde mürtecilerin gösterdiği vahşet karşısında Menemen’deki ahaliden bazılarının alkışla tavripkâr bulunmaları, bütün cumhuriyetçi ve vatanperverler için utanılacak bir hâdisedir. Vatanı müdafaa için yetiştirilen; dahilî her politika ve ihtilâfın haricinde ve fevkinde muhterem bir vaziyette bulunan Türk zabitinin mürteciler karşısındaki yüksek vazifesi vatandaşlar tarafından yalnız hürmetle karşılandığına şüphe yoktur.

Menemen’de ahaliden bazılarının hataları bütün milleti müteellim etmiştir. İstilânın acılığını tatmış bir muhitte genç ve kahraman Zabit Vekilinin uğradığı tecavüzü milletin bizzat cumhuriyete karşı bir suikast telâkki ettiği ve mütecasirlerle, müşevvikleri, ona göre takip edeceği muhakkaktır. Hepimizin dikkatimiz bu mes’eledeki vazifelerimizin icabatını hassasiyetle ve hakkile yerine getirmeğe matuftur.

Büyük ordunun kahraman genç zabiti ve Cumhuriyetin mefkûreci muallim heyetinin kıymetli uzvu Kublay Bey, temiz kanı ile cumhuriyet hayatiyetini tazelemiş ve kuvvetlendirmiş olacaktır.

Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal





İsmet İnönü`nün Mesajı 

Kubilay devrim uğruna, vatan sevgisi ve bütünlüğü yolunda yalnız başına, kuvvet hesabı yapmayan bir idealist vatanseverlik örneğidir. Kubilay, millet yolunda canını her an fedaya hazır olan geleneksel Türk yaradılışının müstesna abidesidir.

İsmet İnönü


Cezalandırılanlar

İdam Cezası Alanlar 

    * Manisa'dan Manifaturacı Osman
    * Manisa'dan Hafız Cemal
    * Manisa'dan Tabur İmamı İlyas Hoca
    * Manisa'dan Alipaşazade Ragıp Bey
    * Manisa'dan Şeyh Hafız Ahmet
    * Manisa'dan Giritli İbrahimoğlu İsmail
    * Menemen Bozalan'dan Koca Mustafa
    * Menemen Bozalan'dan Hacı İsmail
    * Menemen Bozalan'dan Hacı İsmailoğlu Hüseyin
    * Menemen Bozalan'dan Göriceli Abdülkerim
    * Menemen'den Yukarıcumalı Ramiz
    * Menemen'den Çıtaklı Molla Süleyman
    * Menemen'den Hayimoğlu Jozef
    * Menemen'den Şımbıllı Ali Osmanoğlu Memet
    * Menemen'den Arnavut Yusufoğlu Kâmil
    * Menemen'den Kerimoğlu İbrahim
    * Menemen'den Selimoğlu Boşnak Abbas
    * Alaşehir'den Şeyh Ahmet Muhtar
    * Alaşehir'den Esat’ın oğlu Memet Ali 
    * Manisa Hastanesi imamlığından mütekait Laz İbrahim Hoca
    * Manisa'dan Emrullahoğlu Memet

İdam Cezası Hapis Cezasına İndirilenler

    * Manisa'dan Nalıncı Hasan idama bedel (24) yıl hapis (20) yaşında
    * Manisadan Çoban Ramazan idama bedel (24) yıl hapis (20) yaşında
    * Manisadan Giritli Küçük Hasan idama bedel (24) yıl hapis (17) yaşında
    * Menemenden Harputlu Ömeroğlu Memet idama bedel (24) yıl hapis (65) i mütecaviz
    * İzmirden Laz Mehmet Ali Hoca idama bedel (24) yıl hapis (65) i mütecaviz
    * Erbilli Şeyh Esat idama bedel (24) yıl hapis (65)i mütecaviz

Hapis ve Ağır Hapis Cezalarına Mahkûm Edilenler

    * Horus köyünden Selâhattin oğlu Naşit (15 yıl ağır hapis)
    * Horus köyünden Yakupoğlu Ali (15 yıl ağır hapis)
    * Horus köyünden Muhittinoğlu Ali Koç (15 yıl ağır hapis)
    * Horus köyünden Hasanoğlu Ahmet (15 yıl ağır hapis)
    * Horus köyünden Neciboğlu Mevlût (15 yıl ağır hapis)
    * Horus köyünden Ragıboğlu Osman (15 yıl ağır hapis)
    * Horus köyünden Mümtazoğlu Haşim 65 yaşını mütecaviz olduğundan 12,5 yıl ağır hapis
    * 14 kişiye 3'er yıl hapis
    * 20 kişiye 1'er yıl hapis

Kaynak: Vikipedi


57’İNCİ ALAY HERYERDE

EngineerInDefenceInd

Cvp: Devrim şehidi: Mustafa Fehmi KUBİLAY
« Yanıtla #1 : 23 Aralık 2009, 07:57:56 »
Aynı sertlikte yargılama ve cezalandırma SİVAS KATLİAMI'ndan sonra da uygulanmış olsaydı bu memleket bugün bu halde olmazdı...


O gün o cezaları verenlerin elleri dert görmesin...keşke aynı YOBAZLIK ile MÜCADELE geleneği yaşatılabilseydi..
"ALLAH" İNSANLARIN YARATTIKLARI BİR KAVRAMDIR.    ليس هناك شيء يسمى الله ، والله ليست سوى مفهوم وهمي    Türban kadına yapılan ve kadının kendisine yaptığı en büyük hakarettir.----h t t p : / / sexyhuri.blogspot. c o m (adresi copy paste ettikten sonra boşlukları siliniz)---

gearW

Cvp: Devrim şehidi: Mustafa Fehmi KUBİLAY
« Yanıtla #2 : 23 Aralık 2009, 09:37:56 »
Alıntı
Kubilay yaralı halde cami avlusuna sığındıysa da, Derviş Mehmet ve arkadaşları peşisıra geldiler. Derviş Mehmet, çantasını açıp testere ağızlı bağ bıçağını çıkardı ve yaralı Asteğmen Kubilay'ın başını kesti.
Bunu okuduktan sonra ben yokum arkadaşlar. diindar insanlar ağızının dolusunca bunu yapanlara küfretmedikçe açık açık ben dinden çıkacağım. Olmaz olsun böyle şey

Enes

Cvp: Devrim şehidi: Mustafa Fehmi KUBİLAY
« Yanıtla #3 : 23 Aralık 2009, 10:19:13 »
Menemen Olayı tarihimizdeki kara lekelerden birisi maalesef. Halkı çevresinde toplamaya çalışan bir avuç provokatör şerefsizin oynadığı iğrenç bir oyun.

Menemen olayı hakkında yıllarca yazıldı çizildi. Hatta resmi tarihe geçen bilgilerin doğru olmadığını defalarca ispat eden kitaplar yazıldı. Peki bu olayı tezgahlayanların amacı neydi? Orasını size bırakıyorum. Alttakileri okuyun ve sonra kendiniz karar verin.

Menemen Olayıyla ilgili tavsiye edilebilecek referans kitaplardan birisi alttadır. Belgeli konuşur. Bazı yerlerde yazar bu olayı tezgahlayanlara sert sözler söyler ama yoruma değil içindeki bilgilere bakılmalı.
Linkleri izlemeye izniniz yok  Kaydolun veya Giriş Yapın
Satıcı firma: İdefix




Dahası da var. Her kesimden insanın yazıları ve görüşleri var.
"Gelin canlar bir olalım, iri olalım, diri olalım.”

Enes

Cvp: Devrim şehidi: Mustafa Fehmi KUBİLAY
« Yanıtla #4 : 23 Aralık 2009, 10:29:37 »
2.

Menemen Olayının gerçek yüzünü en güzel gösterenlerden birisi de CAN DÜNDAR. Kendi sitesinde ve Milliyet Gazetesinde yayınlanıp diğer gazeteler tarafından alıntı yapılarak  "CAN DÜNDAR MENEMEN'İ PATLATTI" başlığı atılan bomba haberi altta:

Linkleri izlemeye izniniz yok  Kaydolun veya Giriş Yapın
KAYNAK

[box title=TitleBox]Menemen'in son tanıkları anlatıyor:
"'70 bin Arap geliyor' dediler. Korktuk. Alkışladık"


Menemen'de Kubilay'ın katledilişine tanıklık edenlerle 10 yıl önce bir belgesel için görüşmüştüm. Belgeselde kısaca yer verebildiğimiz bu tanıklıkları bugün, Kubilay'ın katledilişinin 75'inci yılında ilk kez yayımlıyoruz

SAMİ ÖZYILMAZ

"Kubilay 'Hücum' dese hepsi süngünün ucunda kalırdı"
Eniştem bakkaldı. Sabah dükkanı açmış. 'Menemen'in etrafını 70 bin Arap'ın çevirdiğini' duymuş. Eniştem 'Gel dükkanı kapatalım' diye beni kaldırdı. Dükkanı kapattık. O eve gitti. Ben Hükümet'in (Vilayet'in) önüne gittim.
6-7 kişi vardı orada... Normal adamlardı, kafaları kasketli, omuzlarında çanta var. Birinin eli silahlı... Ellerinde bir bayrak... Musabey köyünün Çarşı Camii'nden almışlar sabah namazında... 'Öğlene kadar o bayrağın altından geçen geçecek, geçmeyen kılıçtan geçecek' diyorlarmış.
Millet etraflarını çevirmiş. Ben köşeden onlara bakıyorum. Epey durdular. Hükümet tarafından ya da büyüklerden kaymakam, hoca falan gelse, sivillere 'Yakalayın bu adamları' dese, yakalarlardı.
Ondan sonra telefon ettiler Alay'a... Bir manga asker geldi karşı sokaktan... Asker süngüyü taktı. Siviller açıldı. Orada Kubilay askere süngüyü taktıktan sonra 'Hücum' dese, hepsi süngünün ucunda kalacaktı.
Bir silah patladı. Bir tek el ateş edildi. Kubilay ayağından vuruldu. Asker geri kaçtı. Millet kaçıştı.
Kubilay önce Hükümet'e giriyor, kapılar kapalı. Oradan geri, camiye dönüyor, cami avlusundaki taşın dibinde düşüyor. Bunlar da gidip başını kesiyorlar.
Sonra askere telefon ediyorlar Hükümet'ten... Asker geliyor. Kahveden onlara makineleri tüfeklerle ateş ediyor. Hepsi esrarkeşmiş zaten. Asker hepsini vurdu, yalnız bir tanesi kaçtı, onu gördüm.
Sonra bütün cesetleri topladılar oraya... Halk toplandı, jandarmalar, subaylar geldi, ölülerin torbalarından esrar çıktı, parça parça... Ben de esrarı ilk orada gördüm. Cesetleri kamyonlarla götürdüler.
Sonra sıkıyönetim oldu. Kaçan adamı bulmak için haftalarca nöbet tuttuk. Evleri aradılar tek tek... Manisa'da bulundu. Bir oduncunun ekmek torbasını almış. Oduncu da ihbar etmiş, yakalanmış orada... 28-29 gün sonra... Mahkemeye getirdiler. Adama bizi gösterip 'Bunlardan kimse var mıydı?' diye sordular. O da bakıp 'Bu vardı', 'Bu yoktu' diyordu. 'Var' dese yandın.
Ben şofördüm. Mahkemenin emrinde akşam iki araba nöbet bekliyorduk. Adam kimin ismini söylediyse 'Getirin' diye telefon ediyorlardı. Getiriyorduk, içeride mahkeme ediyorlardı.
Onların asılacağı gün, nöbet yine bendeydi. Korkudan otomobilin dışına çıkmıyordum. Hep seyrettik, üzüldük.
Hükümet'in altında Birincieller'in evi var, önce onu astılar: Manisalı Hocazade Ahmet Efendi... Astıktan sonra önüne ismini asıyorlar. Ondan sonra geldik akasyaların altında birini astılar. Sonra Ali Efendi'yi tütün satılan barakanın yanında astılar. Adamlara mecburen cigara satan Molla Osman'ı astılar. O çok bağırdı asılırken 'Kurtarın' diye, askerler vaziyet aldı. Ondan sonra sırayla asıldı, asıldı, ta çarşının içine kadar hepsini gördüm.Kamyonlarla atıp mezara götürdüler öğlene kadar...
Bence asılanlar içinde suçlu olan yoktu. 6-7 tane sarhoşun işi... Bunlar içinde Menemen'den bir Gazozcu Abbas vardı, bir de Kubilay'ın kafasını bayrağa asmakta kullandıkları urganı elinden aldıkları çocuk...
Olaydan sonra bizi caminin önünde topladılar. Sivil birkaç kişi vardı, bir de alay komutanı paşa... Orada gözlüklü bir sivil "Menemen'i toprak halinde (yerle bir) görseydim, iftihar ederdim" dedi.
Bunlar gelmeden Menemen'de gericilik yoktu. Ama parti meselesi vardı. Serbest Fırka kazanmıştı. Onun intikamı mı, bilmem. Bildiğim şu ki Menemen'in bu işte hiçbir suçu yok. Zaten içlerinde Menemenli de yok."


* * *

SABAHAT ERKAL
"Atatürk geçerken pencereyi açmazdı"
Babam Sabri Bey, Seferihisar'dan Menemen'e posta müdürü olarak atandı. İlkokulu bitirince 14 yaşında postanede çalışmaya başladım. Kubilay okulunun karşısındaki bir Rum evinde oturuyorduk.
Menemen mutaassıp küçük bir kasabaydı. Biraz gericiliği vardı. Mesela şapkaya karşı çok düşmanlık vardı. 'Şapkayı gavurlar giyiyor, biz nasıl giyeriz?' derlerdi.
O gün babam sabah 5'te postaneye gitmiş. Kahvenin önünde 6 kişinin hu çektiğini görmüş. Bunlar esrarkeşmiş, içip içip köylerden silah bıçak topluyorlar, şehre girince 'Biz mehdiyiz. Arkamızda 70 bin kişi var, Müslümansanız bu bayrağın altından geçin, yoksa kurtulamazsınız' falan diyorlarmış. Babam Kaymakam'ın evine gidip durumu anlatmış. Alay Kumandanı'na gitmişler. Kumandan, hemen 'Cephane alın ve Hükümet meydanına gidin' diye emir vermiş. Kubilay'ı görevlendirmişler.
Kubilay bir manga askerle meydana gitmiş. Gençlikten olsa gerek, hemen 'Ne istiyorsunuz?' diye birinin yakasına yapışmış. Fakat içlerinden biri silahı ateşleyince Kubilay ayağından vurulmuş. Askerler de ellerinde süngü olduğu halde kaçmışlar. Kubilay sürüne sürüne yakındaki camiye kaçmış, musalla taşına yaklaştığı sırada Mehmet'lerden birisi (bunlar dört Mehmet, iki Zeki idi) gidip bağ bıçağıyla kafasını kesmiş. Civardaki dükkanlardan sopa, ip istemişler. Kafayı sopanın ucuna asmışlar. 'Biz mehdiyiz' deyince halk da inanmış.
Biz pencereden seyrediyorduk, geçenler kaçışırken 'Kafayı değneğin ucuna takmışlar, gözlerini açıp kapatıyor' diyordu, çok fena oluyorduk. Böyle bir kargaşa... O sırada babam geldi eve, anneme 'Kadriye, siz hemen ev sahibinin evine geçin, memur ailelerine karşı bir hareket var' dedi. Bu arada iki bekçi de vurulmuştu. Kubilay'ın cenazesinde onlar da vardı arkada...
Adamlar, 'Arkamızda 70 bin kişi var' dediğinden çalılar, bağlar, her yer arandı. Hatta komutan tepelere toplar, tüfekler yerleştirdi. Şimdiki Kubilay İlkokulu'na kurulan Divan-ı Harp mahkemesinde ben şahitlerin ifadesini yazıyordum. Köyden gelen adamlara, hocalara 'Allahınız kim?' diye soruyorlardı. Onlar da 'İstanbul'da Esat Hoca' diyordu. Mehdi diye bunlara tapmışlar.
Esat Hoca'yı İstanbul'dan sedyeyle getirdiler. 90 yaşındaydı, eceliyle ölür diye asmadılar. Zaten çok yaşamadı, öldü. İdam edilecekleri gün babam dışarı çıkmadı, bizi de çıkarmadı. İbret için ortalığa asmışlar. Asılanlar içinde adamlara sigara, kazma, ip verenler de vardı. Babama durumu haber verdiği için İçişleri Bakanlığı takdirname verdi. Maaşına zam yapıldı.
Sonradan duyduk ki, Atatürk Manisa, Menemen çevresinden trenle geçerken penceresini bile açmazmış. Biz istasyona giderdik onu görelim diye, göremezdik."


* * *

MUSTAFA ŞENGÖNÜL
Ben Menemen'de marangoz çırağıydım. Dükkanı açmaya gittim. Karşımda uncu Mehmet Efendi vardı. Belediye Meclis üyesiydi. Bana 'Dükkanı açma, eve git. Çarşıda bir karışıklık var' dedi. 'İzmir'den 70 bin kişi harekete geçti. Burayı işgal edeceklermiş' diye duyduk.
Ben dükkanı açmadan döndüm. Ama sonra meraktan geri gittim. Köşeden baktım, direğin etrafında 7-8 kişinin döndüğünü gördüm. Menemenli değillerdi. Bazısı sakallı. Aralarında genç olanlar da vardı. Bozalan'da kazandıkları parayla esrar alıp içmişler diye duyduk sonradan... Ellerinde silah vardı.
Bekçi Hasan'ı kafasından vurdular. Yere düştü. O zaman millet kaçtı. O ara Kubilay alaydan bir manga askerle gelmiş.
Ben Kubilay'ı tanıyordum. Bizim mahallede otururdu, yüksekte, Dermandağı'nda ev tuttuydu, gidip dönerken bizim evin önünden geçerdi. Uzun boyluydu.
Kubilay askeri yolun kenarına bırakmış, adamların yanına gitmiş.'Ne yapıyorsunuz burada?' diye sormuş. Adamlardan birine tokat atmış. Bunun üzerine ateş etmişler Kubilay'a, yaralanıp yere düşmüş. Silah patlayınca asker kaçmış. Cephanesizmiş. Kubilay sürüne sürüne cami avlusuna girmiş. Arkadan gelip kafasını kesmişler. Ben kanları gördüm sonradan... Karşıda eskici Kamil vardı ondan ip alıp kafasını bayrağın üstüne bağlamışlar.
Fabrikada çalışan bir Musevi vardı, oradan geçerken 'Sen de bayrağın altından geç' dediler. Bayrağın altından onu da geçirdiler. Karşıda Molla Osman'ın çalıştığı bir büfe vardı, ondan sigara aldılar.
Sonra ahaliye mecburi alkış yaptırdılar. Millet '70 bin kişi geliyor' korkusundan yaptı. Hepimiz korktuk. Meğer adamlar sarhoşken böyle demişler, hepsi yalanmış.
Ordu, haber alınca geldi. Kahvenin oraya mitralyözü koydular, bunlara ateş ettiler, kimi yaralandı, kimi öldü. Manisalı genç olan, mezbahanın oradan kaçtı.
Sonra sokağa çıkma yasağı kondu. Şimdiki Kubilay okulunun orada mahkeme oldu. Her gün benim dükkanın önünden geçiyorlardı. 4-5 jandarma bir kişiyi götürüyordu. Elleri kelepçeliydi. Sakalları uzamıştı.
İstanbul'dan bir şeyh geldi, o da mahkemelik oldu. Bunların asılacağı gece 'Yarın hepimiz asılıyoruz' demiş, kendisi de o gece mahpusta ölmüş.
Ben hepsinin asıldığını gördüm. Sabah geldiğimde caminin yanından Kabak Pazarı'na kadar 8-10 kişi vardı. İstasyonda 7 kişi vardı. Tren yolunda böyle boydan boya asılmışlardı. Kamil de istasyonda asılmıştı. Önlerinde bir kağıt vardı, ne suçu olduğu yazılıydı.
Manisalı bir çocuk, Kubbeli bakkalın önünde asılmıştı.
Suçsuz olanlar da asıldı. 'Neden sigara verdin?', 'Neden ip verdin?' diye Kamil'le Molla Osman'ı astılar. Halbuki Menemen içinden o hadiseye karışan kimse yoktu.
Sonradan bir emir gelmiş 'Menemen'i yakın' diye. Onu duydum. Korktuk tabii... Manisa'dan her sene otobüslerle gelip miting yapmaya başladılar. Çok şeyler söylediler bize, ama katlandık. Çünkü Menemenlilerin bu işte zerrece günahı olmadığını onlar da bilmiyordu."

[/box]

Enes

Cvp: Devrim şehidi: Mustafa Fehmi KUBİLAY
« Yanıtla #5 : 23 Aralık 2009, 10:34:41 »
3.

Muhafazakar kesimden sıkı bir tarihçi yazar. Romanları da vardır. Yavuz Bahadıroğlu. Olaylara tarihi ve siyasal açıdan yaklaşmış. Bu olaydan kimler nemalandı kimler kazandı tek tek açıklamış.


[box title=TitleBox]Yavuz BAHADIROĞLU     

Cumhuriyet Gazetesi’nin manşetine göre, her şey apaçık ortada: “Menemen’de ayaklanan dinciler, üzerlerine gönderilen yedek subay Kubilay’ı kesti!”

“Resmi tarih” de zaten yıllardır aynı şeyi söylüyor: “Gericiler Menemen’de ayaklanıp, Kubilay’ı şehit ettiler.” Yani, “resmi tarih” cephesinde yeni bir şey yok!

“Resmi tarih”le ilk tanışmam ortaokul sıralarında oldu. Okul müdürümüzün isteği üzerine bir duvar gazetesi çıkarmış, ilk başmakalemi de özene-bezene yazmıştım. Ancak duvara astıktan yirmi dakika kadar sonra, bizzat Müdür Bey tarafından duvardan söküldü: Makalem “resmi tarih” tezine aykırı bulunmuştu. Halbuki görüş bile beyan etmemiş, yalnızca tarih kitabındaki bir çelişkiyi dikkate vermiştim. Müdür Beyin buna tepkisi çok sert oldu: “Sana gazete çıkar dedikse, ortalığı karıştır demedik. Sana mı kaldı devletin ders kitabını tenkit etmek?..”

Sonra hafiften gülümsedi. Gözlerimin içine baktı ve iki satır öğüt verdi: “Bak evlâdım, bu kafayla gidersen, hayatın boyunca başın beladan kurtulmaz. Hele okulunu bitir, büyü, bir yerlere gel, bir baltaya sap ol; bunları ondan sonra konuşur, yazarsın.”

Aradan yıllar geçti, ama Müdür Beyin “sonra”sı hiç gelmedi! Oysa okullarım bitmiş, gazeteci olmuş, üst üste konduğunda boyumu geçecek kadar kitap yazmıştım. Müdür Beyin deyişiyle, “bir baltaya sap” olmuştum çok şükür.

Fakat hâlâ inandığımı yaşayamıyor, düşündüğümü yazamıyorum. Hâlâ “sus, söyleme” diyorlar, “söylersen başın derde girer!” Hele konu yakın tarihe ilişkin ise, ya resmi tarih tezini savunacaksınız, yahut ebediyen susup oturacaksınız!

Lâtife Hanım’ı bile susturanlar, hiç bizi konuştururlar mı?

Bu girişten sonra, yakın tarihimizde, “resmi tarih tezi” ile alternatiflerinin kıran kırana çatıştığı meşhur Menemen Olayı’na gelebiliriz…

“Resmi hizmete mahsus” tarihçilere göre, olay, “mürtecilerin cumhuriyeti yıkma girişimi”dir. “ötekiler”e göre ise, kafaları esrarla dumanlanmış birkaç “meczup”un densizliğinden ibaret bir “zabıta vakası”dır.

Taraflar, tarihi bir olayın üstünden bir birleriyle kavga ederken, tarihin kendi gerçeği yine güme gider: Doğrular ya toz-duman arasında kalır, ya da bir kavram kargaşasına kurban edilir.

Dürüst tarihçi bilir ki, ne “resmî” söylemin tümü yalan, ne alternatiflerinin tamamı doğrudur. Soğukkanlı ve anlamak amacıyla tarihe gidilirse, zaten kendini açacak ve doğruyu sunacaktır.

Ne var ki, taraflar “doğru”yu değil, kendi tezlerinin delillerini aramaktadırlar. Bulduklarıyla tarihin sırlarını çözmeyecek, sadece bir birlerini vurmakta silah olarak kullanacaklardır!

Bir grubun “ak” dediğine, öteki grup “kara” diyecek, her biri kendi taraftarları nezdinde büyüyecek, “Resmî tarihçileri pes perişan ettin abi”, ya da, “Dincileri kasıp kavurdunuz üstat” övgüsü eşliğinde, bir “sözde görev”i daha tamamlamış olacaklar!

Gerçek şu ki, tarihi siyasallaştırmak ne kadar yanlışsa, peşin hükümlere kanıt bulmak için tarihe gitmek de o kadar yanlıştır.

çünkü tarih ne bir savaş alanıdır, ne de bir savunma refleksi: Tarih bir “ilim”dir ve ancak doğru algılanıp dosdoğru yansıtıldığında milletlerin önünü aydınlatır.

Gelin bu perspektiften Menemen Olayı’nın özüne bir daha bakalım…

Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’ndan (Mustafa Kemal Paşa’nın eski silah ve dava arkadaşları olan Kazım Karabekir, Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele ve Dr. Adnan Adıvar’ın öncülüğünde 17 Kasım 1924’te kurulmuştur. Amasya Tamimi ile Kurtuluş Savaşı’nı başlatan beş veya yedi kişilik kadronun Mustafa Kemal hariç, tüm üyeleri Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın kurucu ve liderleri arasında yer almıştır.

Kurulduğu günden itibaren milletin büyük ilgisiyle karşılaşan yeni parti, 2 Mart 1925′ten itibaren hükümet kaynaklı şiddetli baskılara maruz kalmış, nihayet 5 Haziran 1925’te kapatılmıştır. “Cumhuriyet düşmanlığı, saltanatçılık, halifecilik, İngiliz yandaşlığı, isyan kışkırtıcılığı ve vatan hainliği” ile suçlanan kuruculardan bazıları 1926′da idam edilmiş, bazıları ise yurtdışına sürgüne gönderilmiştir) beş yıl sonra (12.07.1930), Atatürk’ün teşviki, hattâ ısrarıyla (Atatürk yeni partiyi yakın arkadaşı Fethi Okyar’a kurdurmuş, CHP’den yetmiş kadar milletvekilinin bu partiye geçişini İsmet İnönü’nün tepkisine ve itirazına rağmen sağlamış, ayrıca kız kardeşi Makbule Hanım’la Genel Sekreteri Nuri Conker, yakın dostu şair Mehmet Emin Yurdakul, Türkçülük akımının önde gelen isimlerinden Ahmet Ağaoğlu ve İbrahim Süreyya Paşa gibi dava arkadaşlarını üye yapmıştır) kurulan Serbest Cumhuriyet Fırka’sının akıbeti de aynı olmuştur.

Kuruluşundan sadece beş ay kadar sonra (18 Aralık 1930), yine “irtica” suçlamasıyla kapatılmıştır. “İrtica” suçlamasıyla üst üste iki parti kapatılmıştır, ama ortada “irtica” ithamını haklı gösterecek hiçbir olay mevcut değildir. Yani İsmet Paşa’nın başında bulunduğu Halk Partisi hükümetinin “irtica” ithamının havada kalmaması için “irticai bir hareket”e ihtiyacı vardır.

Ne tesadüftür ki, Menemen Olayı, İnönü iktidarının böyle bir ihtiyaç içinde kıvrandığı günlerde patlak verir. (23 Aralık 1930=Yani Serbest Cumhuriyet Fırkası kapatıldıktan tam beş gün sonra)

Dolayısıyla, dürüst tarihçinin kafasını kurcalayan pek çok sual havada kalır.
[/box]

Enes

Cvp: Devrim şehidi: Mustafa Fehmi KUBİLAY
« Yanıtla #6 : 23 Aralık 2009, 11:02:38 »
4.

İsterseniz daha bunlara benzer bir çok kayak var. Tamam mı devam mı?
Yukarıdakilere inanmak istemeyenler için GENELKURMAY arşivlerinde yer alan belgelere dair bir haber koyayım. Bakın GENELKURMAY ARŞİVLERİ ne diyor?


[box title=TitleBox]Genelkurmay Başkanlığı'nın arşivine göre Kubilay'ın katilleri esrarkeş     

'İrticaî kalkışma' şeklinde sunulan Menemen Olayı ile ilgili önemli belgelere ulaşıldı. Genelkurmay ve Emniyet arşivi, Kubilay'ı katledenlerin esrarkeş olduğunu ortaya koyuyor.


Linkleri izlemeye izniniz yok  Kaydolun veya Giriş Yapın


Emniyet raporu: Esrarlı sigarayla tasarrufunu artırıyormuş

Kubilay'ı öldüren Derviş Mehmet'in çevresindeki insanları esrarla etki altına aldığına ilişkin bir başka resmî bilgi de Emniyet Genel Müdürlüğü kayıtlarında yer alıyor. Dönemin İçişleri Bakanlığı'na 25 Aralık 1930'da "Vali Kazım" imzasıyla gönderilen 7 maddelik raporun 4. maddesinde şunlar yazılı: "Bunların hepsinde esrar ve esrarlı sigara olup, Derviş Mehmet bunları Manisa'da alıştırmış ve bununla da tasarrufunu artırıyormuş." 

Tarihe 'Menemen Olayı' olarak geçen Asteğmen Kubilay'ın katledilmesinin üzerinden 76 yıl geçti. Ancak 'irticaî kalkışma' olarak sunulan hadiseyle ilgili şüpheler zihinlerden hiç çıkmadı. Gerek Mehdiliğini ilan edip topladığı bir avuç müridini esrar içirerek kendisine bağlayan Derviş Mehmet'in kimliği, gerekse resmî makamların olay sırasındaki ihmalleri, resmî teze karşı çıkan araştırmacıların "komplo" iddiasına yol açtı. Bu tartışma her 23 Aralık'ta yeniden gündeme gelirken, Zaman olayın perde arkasıyla ilgili önemli bir belgeye ulaştı.

O dönemde Büyük Erkan-ı Harbiye Riyaseti olarak adlandırılan Genelkurmay Başkanlığı'na ait 26 Aralık 1930 tarihli bir belge, hükümet yetkililerinin ihmallerine dikkat çekiyor. Genelkurmay tarafından Menemen'e gönderilen 1. Kolordu Komutanı Vekili Muğlalı Mustafa Paşa (Mustafa Muğlalı) hadiseden üç gün sonra Ankara'ya ilettiği raporda Derviş Mehmet'in şüpheli hareketlerinin yetkili mercilerce bilindiğine işaret ediyor. Buna rağmen gerekli takibatın yapılmadığı; uzaktan seyirci kalınarak adeta "olay çıkmasına göz yumulduğu" ima ediliyor. Emniyet arşivlerindeki bir belgede ise Derviş Mehmet'in etrafındaki insanları esrara alıştırıp, istediğini yaptırdığı belirtiliyor. Dokuz maddeden oluşan dört sayfalık Genelkurmay raporunda da kendisini 'Mehdi' ilan eden Derviş Mehmet'in Manisa'da bir esrarkeş kahvesini mekan edindiği ve çevresindeki insanlarla uzun süre şüphe uyandıracak fiiller içinde bulunduğu kaydediliyor. Derviş Mehmet'in bu şüpheli halinin bilinmesine rağmen ortadan kaybolduğuna dikkat çekilen raporda, "Kayboluşları Manisa hükümetine bildirilmesine rağmen, Menemen'e gelene kadar 15 gün boyunca gezdikleri civar köylerde ahaliye telkinatta bulunmalarına rağmen bundan haberdar olunmaması ve hükümet konağı önüne gelene kadar Menemen hükümetinin bundan hiçbir suretle malumat almaması" eleştiriliyor.


GENELKURMAY ARŞİVLERİNDEKİ BELGELER:

Linkleri izlemeye izniniz yok  Kaydolun veya Giriş Yapın
   
Linkleri izlemeye izniniz yok  Kaydolun veya Giriş Yapın

  1. Kolordu Komutan Vekili Mustafa Paşa'nın hazırladığı Menemen Raporu, 26 Aralık 1930 tarihini taşıyor.
Linkleri izlemeye izniniz yok  Kaydolun veya Giriş Yapın

[/box]
Linkleri izlemeye izniniz yok  Kaydolun veya Giriş Yapın
Kaynak




Enes

Cvp: Devrim şehidi: Mustafa Fehmi KUBİLAY
« Yanıtla #7 : 23 Aralık 2009, 11:24:54 »
5.

Bu Menemen Olayı birilerinin istismar malzemesi olmaktan çıkmalı. Her yıl ısrarla bu yalanları ısıtıp ısıtıp getirmelerini anlamak imansız. Menemen Olayının resmi tarihte geçen hali 2006 yılında tamamen yalanlanmıştı. Ne zaman kitaplardan kalkacak Allah bilir.

Menemen Olaylarıyla ilgili en ilginç eserlerden biri. Lise ve üniversite çağındaki gençler için hazırlanmış. İçindeki konuşmalar tamamen arşivlere dayanan roman havasında yazılmış bir kitap ve altında da Kayseri Gündem adlı basın kuruluşunun bu kitabın yazarıyla yaptığı bir röportaj.
"Ne menem Menemen" (Basım Tarihi : 12 - 2007,  ISBN : 9789752693951)

Linkleri izlemeye izniniz yok  Kaydolun veya Giriş Yapın
Dağıtıcı firma: KİTAPTÜRK




[box title=TitleBox]Menemen olaylarının gerçek yüzü

Çok şey yazıldı, çizildi. Hep Müslümanlar suçlandı. Peki, olayın perde arkasında kimler vardı ve neler olmuştu?

1 Haziran 2008 Pazar

Türkiye'de Menemen olayı hakkında hep bir şeyler yazıldı, çizildi. Ama "Ne Menem Menemen" kitabı kadar sizi etkiyecek ve arşivlere dayanan bir kitap yayınlanmamıştı Türkiye'de. Yazar Vedat Sağlam bir ilki gerçekleştirerek Menemen olayını roman tarzında yazmış. Elinize aldığınızda bırakamayacağınız ve Menemen olayında ezberinizi bozacak bir kitap. Bizde bu kitabın yazarı Vedat Sağlam ile Menemen olayı ve "Ne Menem Menemen " kitabı için görüştük.

Kayseri Gündem:
Yeni kitabınız çıktı. Ne Menem Menemen isimli  kitabınızdan bahseder misiniz?

Vedat Sağlam: Kitap roman olarak yazılmış bir eser. Roman bazında Menemen olayları noktasında yazılan ilk eser. Bu konuda değişik makale, derlemeler var ama ilk kez böyle bir roman yazıldı. Gerek lise gerekse üniversite çağında ki gençler Menemen olayını bilmiyor. Fikir ve düşünce yazıları okumuyorlar. Bu tarz da bir kitap yazsaydım tozlu kitaplıklarda yerini alacaktı. Kitabım Nesil yayınlarından çıktı. Nesil yayınları kaliteli yayıncılık yapan bir yayın evi. Bu noktada benim için ayrıca bir övünç kaynağı. Kitabım iki ay gibi kısa bir sürede çıktı. Özellikle kitabın çıkış tarihini Menemen olaylarını çıkış tarihine denk getirdik.

Kayseri Gündem: Kitabınız arşivlere dayanıyor. Özellikle bu konuda ciddi bir çalışma yapıldığını gösteriyor.

Vedat Sağlam: Evet dediğiniz gibi romanın içinde geçen bütün konuşmalar arşivlere dayanan kaynaklardan alınmıştır. Atatürk ve İsmet Paşa arasında ki konuşmalar arşivlerden alınmış konuşmalardır.

Kayseri Gündem: Menemen olayını birden ortaya çıkan bir olay değil. Menemen olayının arka planını anlatabilir misiniz?

Vedat Sağlam: Menemen olayının 6, 7 ay öncesi var. Bunun arkasında Mustafa Kemal Paşa ile İsmet İnönü'nün siyasi çekişmeleri var. Mustafa Kemal Paşa'nın İsmet İnönü ile ilgili önünü kapatma değil ama iktidar kavgaları var. Cumhuriyet kurulduktan sonra İsmet İnönü Paşa Başbakanlık bekliyor. Fakat Gazi Paşa Başbakanlığı Ali Fethi Okyar'a veriyor. Ve herkesin beklentisi İsmet Paşa'nın Başbakan olmasıydı. İsmet Paşa daha sonra Cumhuriyet Halk Fırkası (CHF) içinde kadrolaşmaya başlıyor ve CHF'nın tamamını ele geçiyor.  Doğuda ki Şeh Sait isyanını kanlı bir şekilde bastırılması ve Terakki Perver Halk Fırkasının kapatılmasından sonra Avrupa'da bir takım dedikodular çıkıyor. Atatürk'ü diktatörce gösterilmesine neden oluyor. Bu duyumlar Atatürk'ün kulağına da geliyor. Gazi Paşa hem bu dedikodulardan kurtulmak istiyor hem de şunu da gözlemliyor. İsmet paşa CPF içinde çok güçlenmiştir ve önünü bir türlü kesemiyor. Ali Fethi Okyar'ı tekrar Serbest Cumhuriyet Fırkasını (SCF) kurdurması için tekrar çağırıyor. Ali Fethi Okyar'da SHF kuracak ama İsmet Paşadan çekiniyor. Çünkü İsmet Paşa o dönemde astığı astık kestiği kestik birisi.

Kayseri Gündem: Aslında bu kitapta birlikte bizim tarih ezberimiz bozuluyor.

Vedat Sağlam: Evet. Burada resmi tarihin dışında bir tarih var.

Kayseri Gündem:  Kitapta çok farklı bilgiler var. Örneğin Maraşal Fevzi Çakmağın Nakşi olduğu.

Vedat Sağlam: Evet Nakşî. Erbilli Şeh Esad Hoca Efendi'nin ziyaretine gidiyor. Erbilli Şeh Esad Hoca Efendi Menemen olayında suçlu bulunup idam edilmesi de var. Erbilli Şeh Esad Hoca Efendi'nin bu olay uzaktan yakında bir ilgisi yok.

Kayseri Gündem: Peki Menemen olayı aslında nasıl ortaya çıktı? Bizim bilmediğimiz farklı bilgiler mevcut kitabınızda.

Vedat Sağlam: Menemen olayından iki ay öncesinde Menemen ve etrafında sivil polisler, bugünkü Mit diye tabir ettiğimiz istihbarat elemanları Menemenin etrafında cirit atıyor. Sadece Menemen değil ama diğer bölgelerde de gezmelerine rağmen en uygun yeri de Menemen olarak görüyorlar.

Kayseri Gündem: En uygun yerin Menemen olmasında ki sebep nedir?

Vedat Sağlam: Çünkü pek çok ilçenin içinde oyunu Serbest Cumhuriyet Fırkasına vermiştir. Menemen belediye başkanı Serbest Cumhuriyet Fırkalı seçilmiştir. İsmet Paşa değil de Fethi Okyar'ın tarafından seçilmiştir. E tabii onunda intikamını almaları lazım birde öyle düşünüyorlar. Bir sapık buluyorlar Derviş Mehmet adında.

Kayseri Gündem: Derviş Mehmet Kim ve neden Derviş Mehmet?

Vedat Sağlam: Derviş Mehmet,  İstiklal savaşında Yunan askerlerine öncülük yapan bir sapık. İstiklal savayşı kazanıldıktan sonra Derviş Mehmet Yunanistan'a kaçmış. Fakat her ne hikmetse  o dönem vatan hainleri listesi yapılmış, onların ülkeye girmeleri yasak. Böyle bir vatan hini listesinde Derviş Mehmet'in adı yok. Dolayısıyla İstiklal savaşı sonrasında Derviş Mehmet elini konu sallayarak geri dönüyor Menemen'e. Vatandaş ta korkuyor. Bu adam vatana ihanet etti, Yunan askerlerine öncülük etti ama elini kolunu sallaya sallaya geri geldi, bunda bir şey var diyor.  Ve Derviş Mehmet'in arkasında bir güç olduğunu düşünüyorlar ve Derviş Mehmet'ten çekiniyorlar. Zaten Derviş Mehmet esrarkeş, sürekli içiyor. Menemen'de gün ortasında bir kahvede her gün içiyor. Bunu polis biliyor, devlet biliyor ama kimse bir şey söylemiyor. Derviş Mehmet'e sana kimse dokumuyor, içiyorsun sen ermiş bir kişi olmalısın gibi şeyler söyleyerek Derviş Mehmet'i buna inandırıyorlar. Bu ülkeyi ancak sen kurtarabilirsin, bak Müslümanlar zulüm altında eziliyorlar, sen şehliğini ilan et biz senin arkandayız diyorlar. Derviş Mehmet'in etrafına 5,10 tane adam veriyorlar Derviş Mehmet'te kendini bir şey zannediyor. Derviş Mehmet'e vakit geldi diyorlar. Menemen olayından bir, iki hafta öncesinden Derviş Mehmet yola çıkıyor. O dönemler orda bağ bozumu mevsimi para kazanmaya diye çıkıyorlar, menemen'in köylerini gezip şeriat getireceğiz, İslam devletini kuracağız diye nutuklar atıyorlar. Bunları yine asker, polis duyuyor ama kimse bir şey söylemiyor. 23 Aralık'ta Menemen'e geliyorlar ve o olay gerçekleşiyor. Menemen'e girdiklerinde Hoca Salih adında bir zat var, ona sende bize katıl birlikte şeriat getirelim diyorlar. Salih Hoca  bakıyor senin neren derviş neren şeh, besleme çekmeyi bilmezsin diyor. Sabah namazında Menemen' giriyorlar ama sabah namazı kılmıyorlar. Şeriat getirecek adamlar namaz kılmıyorlar. Bir camiden yeşil bir sancak alıp meydana çıkıyorlar ve enemen halkına biz şeriat getireceğiz, İslam devleti kuracağız bize katılın diyorlar. Halk tabi şaşkın, böyle sıkıntılı, baskını olduğu dönemde böyle insanlar nasıl çıkarda şeriat ilan ederler, kim bunlar diye düşünüyor vatandaş. Sonra haber askeriyeye gidiyor. Kubilay o zaman yedek subay öğretmen asker. Emrinde 9 kişilik askerle olayın gerçekleştiği meydana geliyorlar. Fakat işin ilginç tarafı Kubilay'ın ve askerlerin elinde silah var ama mermi yok. Kubilay yapı bakımından çok heyecanlı, olayın bir sonraki adımını düşünemeyen bir insan. Kubilay Derviş Mehmet'e silahı bırakmasını söylüyor. Ama Derviş Mehmet ben mehdiyim, şehim diyor. Kubilay Derviş Mehmet'in üzerine yürüyor ve kendine gelsin diye iki tane tokat atıyor. Derviş Mehmet şaşırıyor çünkü böyle bir şeyi beklemiyor. Bu arada Derviş Mehmet'in bir elinde sancak bir elinde de çakmaklı tüfeği var. Çakmalı tüfekler bir el ateş eder. Derviş Mehmet'e istihbarat elemanları Menemen'e girişte ortam müsait, asker müsait, halk müsait hepsi senin yanında diye telkinlerde bulunmuşlar.  Yine bunlar Menemen' girerken esrar çekip giriyorlar. Hepsi sarhoş. Derviş Mehmet iki tokat yiyince kendine geliyor tabi şaşkınlık içinde bir silah patlaması oluyor ve Kubilay topuğundan vurup yere düşüyor. Kubilay'ın askerleri silahlarını bırakıp kaçıyorlar. Önce askerlerden ateş edenler oluyor ama kuru sıkı mermi olduğu için derviş Mehmet'e bir şey yapmıyor.  Derviş Mehmet daha çok kendini kaybediyor. Bana silah işlemiyor diyor. Kubilay hükümet konağına kaçıyor. Hükümet konağında da kaymakam, çalışanlar ve 8,10 kişilik bir asker kuvveti var. Olayın pencereden izliyor bunlar.

Kayseri Gündem: Olaya müdahale eden hiç kimse olmuyormu?
Vedat Sağlam: Evet. Hatta Genel Kurmay Başkanlığının arşivlerine girdiğiniz zaman görürsünüz Genel Kurmay Kaymakamı şöyle tarif ediyor " Karılar gibi korktular" diyor. Olay sonrasında kaymakam, askeri erkan görevden alınmıyor. Suçlu kim? Suçlu Erbilli Esad Hoca Efendi! Erbilli Şeh Esad Hoca Efendi İstanbul'da yaşıyor Menemen' deki olayın suçlusu ilan ediliyor.

Kayseri Gündem: Peki daha sonra ne oluyor?
Vedat Sağlam: Kubilay'a hükümet konağı kapısı açılmıyor. Daha sonra camiye sığınıyor.  Camiye giderken halsiz kalıp orada yığılıyor. Bir rivayete göre Derviş Mehmet Kubilay'ın kafasını kesiyor bir rivayete göre de kesmiyor. Tanıklardan kimi kesti diyor kimi kesmedi diyor. Onlarca insanın kafası kesildi, idam edildi Menemen olayının suçlusu olarak. Tüm Menemene halkı orada suçlu ilan edildi.

Kayseri Gündem: Kitapta Derviş Mehmet'in aslında Kubilay'ı vurmadığı yazıyor.

Vedat Sağlam:  Derviş Mehmet şaşkınlıktan ateş edemiyor.  Halkın içinde bulunan, Derviş Mehmet'i yönlendiren derin güçler ateş edip Kubilay'ı vuruyor. Bunuda olaydan bir hafta sora bir toplantıda İsmet İnönü kendisi söylüyor. Kubilay, roberlayla vurulmuş diyor. Roberlla bin İngiliz silahı! Ama resmi kayıtlarda derviş Mehmet vurmuş diye geçiyor. Olay sorası bir tabur asker geliyor ve makineli tüfeği kurup ne kadar insan varsa taramaya başlıyorlar. Halktan ölenlerde oluyor. İki bekçi şehit oluyor. Derviş Mehmet'in adamlarını cebinden esrar çıkıyor bu resmi kayıtlara geçmiştir.

Kayseri Gündem: Vedat bey, bu kitabı yazmanızdaki amaç nedir?

Vedat Sağlam: Öncelikle Menemen olayının gerçekten neden ve nasıl olduğu konusunda bilgiler aktarmak ve gençlerimizin olayın gerçek yüzünü bilmesini istedim. Bu yüzden böyle bir kitap yazmaya karar verdim. İnşallah başarılı da olurum.
Kayseri Gündem: Vedat Bey çok teşekkür ederiz bize vakit ayırdığınız için.
Vedat Sağlam: Ben teşekkür ederim.

Vedat Sağlam Kimdir
1968 yılında Nevşehir'in Hacıbektaş ilçesine bağlı bir köyde doğdu. İlk, orta ve lise tahsilini Kayseri'de tamamladı. 1990 yılında eğitimcilik hayatına başlayan yazar sırasıyla Bayburt, Kayseri ve Sinop'ta öğretmenlik yaptı. Halen Kayseri'de öğretmenlik yapan yazar evli ve iki çocuk babasıdır. Ülkemizin çeşitli şehirlerinde dernekler, vakıflar ve sendikalarda aktif görevlerde bulundu.

[/box]
Linkleri izlemeye izniniz yok  Kaydolun veya Giriş Yapın
Kaynak

kurye84

Cvp: Devrim şehidi: Mustafa Fehmi KUBİLAY
« Yanıtla #8 : 23 Aralık 2009, 13:13:38 »
Nedense böyle şeyler hep provakasyon olur. Ne kadar ala iş. Hiç dindarlar kötü iş yapmaz demi? Madımakta provakasyon. Hepsi provakasyon. HZ.Hüseyinin şehit edilmesi provakasyon. Ama diğer taraf ne etmişse ta kendisi etmiştir. YALANCILAR SİZİ!

Enes

Cvp: Devrim şehidi: Mustafa Fehmi KUBİLAY
« Yanıtla #9 : 23 Aralık 2009, 13:57:14 »
Bir başka araştırmacının kaynaklarını da vererek derlediği yazısı. Çarpıcı bilgilerde dolu. Yazar Yavuz Baharadıroğlu'nun dediği gibi burada da işin siyasi boyutuna dikkat çekilmiş.

[box title=TitleBox]
Resmi Olmayan Tarihte Menemen Olayı

  “Menemen, Ekim 1930’daki mahallî seçimde CHF’ye (Cumhuriyetçi Halk Fırkası) unutamayacağı bir darbe indirmişti. Birçok beldede Serbest Fırka kazanmışken, CHF’nin kazandığı ilan edilmişti. Fakat, Menemen’de fark o kadar büyüktü ki, iktidar çevresi bile, artık bu gerçeği kabullenmekten başka çare görememişler ve orada Serbest Fırka adayının açıklamak durumunda kalmışlardı.”

“Fethi(Okyar) Bey’in İzmir’de yaptığı gezi esnasında birçok provakasyon hazırlayan iktidar çevresi, CHF’yi elinin tersiyle iten halka bir ders vermek için kendilerine hedef olarak Menemen’i seçmişlerdi. Ve SCF’nin feshinden 1 ay 6 gün sonra Menemen’deki o (mâhut) hadise patlak vermişti.”

“burada hedefin sırf (hadisenin kendisi) değil, SCF’ye teveccüh eden halk olduğu şuradan belliydi ki, hadiseden sonra kurulan askerî mahkemede muhakeme edilmek üzere, yurdun dört bir tarafında tevkifâta girilmiş ve 2.200 kişi toplanarak Menemen’e getirilmiştir. Ki bunlardan 28’i idam edilecek, birçoğunun hakkında da muhtelif cezâlar verilecekti.”
“bu hâdiselerle de tatmin olmayan iktidar, Menemen’deki mahallî seçimi tekrarlatacak(6 Şubat 1931) ve CHF’li namzedin kazandığını açıklayacaktı.”(1)

Halkımızın çok sevdiği, halkın onlarca çocuğuna sehpalarda, işkence hanelerde dünya değiştirten Kenan Evren, Menemen olayıyla ilgili Atatürk’ün tepkisi ile ilgili şunları söylemişti:
“Menemen’deki o hadise vuku bulunca, (Derhal orayı topa tutun; top yok mudur orada!) emrini vermiştir. Ve mahkeme sonunda da 33 kişinin idamını hiç acımadan tasvip etmiştir. Neden? Çünkü devlete karşı işlenmiş bir suçtur.” (“Atatürk’te İnsan Sevgisi” konulu konferans esnasında yapılan konuşma) (2)

“Serbest Cumhuriyet Fırkası kendisini feshettikten sonra, o günkü adıyla Şuray-ı Devlet olan Danıştay, bu partinin kazandığı belediye seçimlerini iptal etmiş ve yerlerine CHF’liler getirilmişti. Sadece Samsun Belediye Başkanı Boşnakzade Ahmet Bey, Mustafa Kemal Paşa’nın da isteğine rağmen istifa etmemiş; Samsun belediye seçimleri ancak Danıştay tarafından bozulmuştu.”(3)

Mustafa Kemal’in istifasını istediği Boşnakzade Ahmet Bey’le ilgili görüştüğü Samsun ziyaretini, Ahmet Hamdi Başar’ın hatıralarına dayanarak Niyazi Ahmet Banoğlu şöyle nakletmektedir:
“Samsun’a geldiğimiz zaman başka yerde görmediğimiz bir manzara karşısında kaldık: Gece her tarafta fevkâlade inzibatî tedbirler alınmıştı. İstasyondan itibaren bütün yollar süngülü askerler tarafından tutulmuştu. Halk asker kordonlarının arkasında sinmişti. Bu surette askerden ve polisten mâda hiç kimseyi görmeden, adeta bir düşman şehrine henüz giren bir kumandan gibi Gazi ve bizler otomobillerle, Gazi’nin, vatanı kurtarmak üzere Anadolu’ya ilk adımını attığı yerdi, 11 sene sonra vatanı kurtarmış, davalarını ortaya atmış, inkilabını tamamlamış bir şef, bir kurtarıcı sıfatıyla ve daha iyi neler yapabileceğini anlatmak maksadıyla buraya girdiği gece aynı adam bir inzibat kordonun himayesine muhtaç kalmaktadır. İlk görüşte bu manzara hepimizi olduğundan fazal, Atatürk’ü müthiş şekilde sinirlendirdi. O ki, hiçbir ihtiyati ve inzibati tedbir olmadan halkın arasında dolaşmakta, her tarafında kendisine dayanan halka arkasını dayamış, fütursuz gezmektedir.”(4)

Serbest Fırka’yla ilgili Kemal Tahir şunları söylüyordu:
“Neydi bu Serbest Fırka meselesi? Gazi Paşa’nın toplumu devrimler açısından sınaması mı, yoksa bütün içtenliğiyle yavaş yavaş demokrasiye geçme hevesi mi? Eğer toplumu devrimler açısından sınaması ise ve beliren devrim düşmanlarını ezip yok etmek ise, ben kendi gözlerimle, devrim düşmanlarının(!) , tepeleyen devrimcilerden daha namuslu olduklarını görmüştüm. Namuslular temizlenmiş, meydan namussuzlara, kopuklara kalmıştı. Ters işlemişti bu girişim. Fethi Bey’in adamları değil, İsmet Paşa’nın adamları fiyasko vermişti. Ama cezayı Fethi Bey’in adamları gördü.”(5)

Mustafa Kemal’in üç ayrı bakanlığa getirdiği, kurtuluş Savaşı başı ve sonunda iki büyük antlaşmaya(Moskova ve Lozan Antlaşmaları) ikinci murahhas aza olarak gönderdiği Dr. Rıza Nur, Menemen olaylarından önce Paris’te şu tahminde bulunuyordu:
“Bu fırka işi de bitti. Şimdi bunun intikamı ve kanlı bir neticesi olacak ki bu feci… İleri atılmış zavallılar türlü kahırlara, hakaretlere, maddi zararlara, hapislere uğrayacaklar, hatta canlarını kaybedenler olacaktır. Gazi’nin seyahati bunun mukaddemesi(başlangıcı) olsa gerektir. Bakalım ne olacak… Bunların bütün mesuliyeti Fethi’nin boynundadır. Herkesin ileri atılmasına sebep oldu. Sonra alçakça onları bıraktı.”(6)

Menemen Olayı’nın baş aktörü ve yardımcıları hakkında bir kaynak şu bilgileri vermektedir:
“1930 yılının son ayındayız. Bu ayın ortalarına doğru, Manisa ve civarında bağ budama mevsiminin en elverişli olduğu bir zamanda Mehdi Mehmet isminde bir serseri, etrafına bir takım ve çoğu genç, hatta çocuk, saf tipler toplayarak Menemen taraflarına sürüklüyor. Aslında etrafında tam beş kişi var. İlk ikna vesilesi köylerde zengin işler olduğu, hususiyetle Paşaköy dolaylarında bütün bağların budanmakta bulunduğu, kendilerinin de bu fırsatı kaçırmamaları gerektiği, oraya giderlerse çok para kazanacakları iddiasıdır.”
“Mehdi ünvanını taşıyan Mehmet Giritlidir. Ve tarihin bir çok devrinde şahit olunduğu gibi Mehdilik iddiasında bulunan bir deliden başka bir şey değildir. Hiç kimse tarafından sevilmeyen bir insandır ve oturduğu mahallede Manisa’nın Arpalan semtinde hemen herkesin nefret ve istiskaline maruzdur. Esrarkeştir. Buna rağmen, hem softa ve kaba yobaz tipinin bütün arazına maliktir.”
“Etrafında tam beş kişi: saf, aciz,kendi halinde, mahallede süt satan bir esnaf… Şamdan Mehmet… budala ve dengesiz bir insan ve mesleği budacılık.. Çoban Ramazan 18-19 yaşlarındaki bu keçi çobanı, öbürleri gibi cahil ve muvazenesizin biri… Nalıncı Hasan; bu da Giritli ve hadiseye hiçbir şey bilmeden karışanlardan… Zeki Mehmet,; Budacılık yapan bu adam para ve menfaat karşılığında her şeye müstaid bir ahlaksız…”
“Mehdi Mehmet, işte bu biçareleri telkin altına alıp bildirdiğimiz istikamete doğru sürüklüyor, Yanlarında bir de çakmaklı tüfek, hep beraber Manisa’dan Paşaköy’e gidiyorlar…… Fakat oradan kaçmak suretiyle başını kurtaran Çoban Ramazan’ın anlattığına göre, yolda birkaç kere esrar partisi tertiplemişler…”
Esrarkeş grubu bir arabayla menemen’e yaklaşırlar. Menemen’e girmeden arabadan inerler. Devamını aynı kaynaktan takip edelim:
“Menemen’e karşı yere çömelip çubuklarını çıkarıyorlar ve esrarlı tütünlerini tüttürmeye başlıyorlar. Beşi birden dalgada…”
“Mehdilik iddiasında bir sapığın ardında, esrarkeş serseriler Menemen’ giriyorlar. Şimdiki belediye binasının bulunduğu yerde, binanın arkasına düşen camie gidiyorlar….”
“… Namaz biter bitmez camideki, üzerinde tevhid kelimesi yazılı sancağı alıyorlar ve kapıya çıkıp cemaatin gelmesini bekliyorlar. Cemaat, gözleri dehşetle garip adamlara takılmış, çabucak önlerinden geçip gidiyor ve camiinin karşısındaki kahvehanede yerini alıyor. Herkes büyük bir merak içinde.”
“Giritli Mehmet sancağı kaldırıyor ve hem meydandan geçenler, hem de kahvedekilere karşı avaz avaz bağırmaya başlıyor:”
“Sancağımız etrafında toplanın. Müslümanım diyenler gelsin. Durmayın. Küfrü tepeleyeceğiz. Yerinden emir aldık. Kuvvetler hazır.”
“Tam o anda Menemen’in Askerlik Şubesi Reisi oradan geçmekte değil mi? Mehdi Mehmet onu görür görmez üzerine koşuyor ve yakasına sarılıp haykırıyor:”
“Hemen şimdi bize kuvvet gönder peşimize takılsınlar. Menemen’i 70.000 silahlıyla sardık. Dediğimi yapmazsan sonu kötü olur.”
“Şube Reisi hiçbir şey anlamıyor, ellerinde dini bir sancakla ayaklanmış bu birkaç kişinin belirttiği manayı kuvvet derecelerini kestiremiyor ve o an için başının kaygısına düşerek, (Peki şimdi istediğinizi yaparım) diyor.”
“Ve kaçıyor. Nümayiş ve delice haykırma ve davetler devam ederken, birden bire bir Yüzbaşı peydahlanıveriyor. Arkasında 8 tane jandarma eri… Bu kuvvet karşısında altı kişiyi bir anda enselemeye yeterken dehşete düşen Yüzbaşı, tıpkı Şube Reisi gibi vaziyeti bilememekten hiçbir harekette bulunmuyor ve Giritli Mehmet’in, (Bize yardımcı ol yoksa canınız gider) tehdidine cevap veremiyor. Bir er koşturarak Jandarma alayı’ndan yardım istiyor.”
“Hadise bu şekilde devam ederken ve delice cesaret içinde Giritli Mehmet bağırıp çağırıyorken, o civardaki kışlada nöbetçi olarak bulunan ve olup bitenleri uzaktan takip eden Yedek Asteğmen Kubilay, yanına bir manga asker alıp meydana doğru koşuyor. Aradan bir hayli vakit geçtiği halde hala ciddi ve ani bir hükümet davranışı yoktur. Kubilay askerlerini saf nizamına geçirip, süngü taktırdıktan sonra, askerlerini geride bırakıp tek başına Giritli Mehmet’in üzerine üzerine yürüyor ve hiçbir kelime sarf etmeden sol eliyle onun yakasına yapışıp sağ eliyle suratına iki tokat aşkediyor. Tokatları yiyen Mehmet henüz kendisini toparlamadan bir silah sesi… topuğundan, bütün ayağı parçalanırcasına bir tüfek kurşunu yemiştir.”
“Ve bu hengâmede jandarmalar tüfeklerini bırakıp kaçıyor ve Kubilay’ın askerleri, yüz geri, dağılıyor. Bu fırsattan istifade eden Giritli Mehmet, en büyük numarasını oynamak üzere, yerde inleyen Kubilay’ın üstüne atılıyor. Onu,kurbanlık bir koyun gibi saçlarından kavrıyor ve cebinden çıkardığı bağ budama bıçağını boynuna dayıyor ve bağ bıçağıyla, testere kullanır gibi, Kubilay’ın kafasını vücudundan ayırıyor. Korkunç bir feryat, hırıltı kan fıskiyesi ve halkta çığlıklar…”
“Giritli Mehmet bazı anlatılanlar göre kesik başı saçlarından tutup cami avlusundaki musalla taşının üzerine koyuyor.”
“Birden koşar adım gelenlere mahsus ayak sesleri… Alay’dan, 6 serserinin üzerine, mitralyözlü, koca bir bölük sevk edilmekte…”
“Bölük hemen meydanı ve cami avlusunu sarıyor, makineli tüfeğini kuruyor ve ateş… ilk kurbanlar, ne olup bittiğini anlamak üzere koşup gelen iki masum bekçidir. Vücutları birçok yerinden delik deşik, vurulup yere serilmiştir.”
“Ateş çemberinden kaçmak isterken, aralarından yalnız iki kişi müstesna, hepsi birden vurulup vahşi hayvanlar gibi yere devriliyorlar. Başta Giritli ve kendisine Mehdi süsü veren Mehmet. Şamdan Mehmet ölü taklidi yaparak uzandığı yerde başından yaralı olarak ele geçiyor. Giritli Hasan ile Nalıncı Hasan ise kaçıyorlar, ama sonunda yine yakayı ele veriyorlar.”(7)

Yine Bir kaynakta, Menemen Olayı’nın çıkışıyla ilgili şöyle bir bilgi yer almaktadır:
“Serbest Fırka zamanında Menemen (7’sinden 77’sine kadar) tabiriyle o tarafa geçmiş ve aynı günlerde kendisini ziyarete gelen Halk Partisi kodamanlarına “Yuha” çekmiştir. Hükümetçe karar:”
“Menemen’e en tesirli bir gözdağı vermek lazımdır. (S: 178-179) ”

Aynı serde Halk partisi kodamanlarının şöyle bir karar aldığı belirtiliyor:
“Artık bu adamların köküne kibrit suyu dökülmesi gereken zaman gelmiştir. Bizzat mahkum kabul ettiğimiz Menemen’de bir hadise çıkarılacak, hadiseye rejime karşı kıyam süsü verilecek ve ondan sonra sürek avı halinde din elebaşıları devşirilip birer birer ezilecektir.”
“Hadisenin şahitleri, ilk Meclis azasından merhum Hasan Basri Çantay ile Salih Yeşildir. Allah’ın getirdiği bir fırsat münasebetiyle bu kararı, Mecliste hazır bulunanlardan biri marifetiyle öğrenen ve o akşam otelde bu iki zat vaziyeti sağlıklarında yeminle anlatmışlardır.(S: 180-181) ” (8)

Kubilay’ın çavuşu Mahmut Özkan (Menemen’de ajanlar cirit atıyordu) diyor ve ekliyor:
“Hadise mürteci dediğimiz esrarkeşlerin başkaldırması ile başladı. Atatürk’e dinsiz dediler, o dediler, bu dediler. Neler neler dediler. Bu tertibi yapanlar kurnaz tabii. Bunların içine sakallı bir conta sokmuş. Biz conta(ajan provokatör) deriz. O conta başkan olmuş onlara. Elinde de görevli olduğuna dair bir bildiri var. Onu gösterince asayiş katiyen el sürmez dokunamaz. O da onlarla oluyor. “Atatürk dinsiz, biz şöyle asarız, böyle keseriz. Müslümanlık şöyle, dinsizleri böyle ederiz. Allah’ını seven yanımıza gelsin, sevmeyenler gitsin.” Diyorlar. Evet öyle olunca hiç kimse karşı gelmiyor. O adam(conta) şifreyi gösteriveriyor. Asayiş katiyen el vurmuyor. Böyle toplana toplana 20-25 kişi gelmişler Menemen’e. Aynı şeyi Menemen’de yapıyorlar. “hükümeti keseceğiz” diyorlar, hiç asayiş el vurmuyor. Hani o şifre var ya, şifre geliyor karakola, inzibata. Şifreyi gösteren onların başkanı boyuna nutuk atıp savunuyor, insanları etrafına topluyor.”
“Kubilay’ın çavuşu Mahmut Özkan, bazı anlatılanların aksine Kubilay’ın kafası kesip gezdirdiklerini görmediğini belirttikten sonra, conta dediği o sakallı adamın, hadise bastırıldıktan sonra elleri bağlanarak götürüldüğünü kaydediyor ve “O zaman anladık ki, o adam conta imiş” diyor. Çavuş Mahmut Özkan, sakallı ajanın Menemen’le ilgili mahkemelerde görülmediğini de kaydettikten sonra, bu hadisenin din ile alakasının olup olmadığına da şu şekilde açıklık getiriyor:”
“Yok be yav! Esrarkeşlerin dinle ne alakası var. Hınzır oğlu hınzırlar. Müslümanlar yaptı diyenler yalan söylüyor. Son olarak söyleyeceğim Menemen halkının suçu olmadığıdır. Bir de Kubilay’ın mermiyle öldürülmesidir.”(9)

Bir başka kaynakta da çavuşun iddiasına benzer bir iddia şöyle yer almaktadır:
“Söylendiğine gizli ajan hadiseyi çarşaflı bir kadın kılığında uzaktan takip etmiş ve muradına erer ermez, ancak bir erkeğe mahsus sert adımlarla uzaklaşıp gitmiştir. Bu manzarayı aynen görenler vardır ve onlardan biri hala sağdır.”
“Subayları yerde kıvranırken 8 jandarmalık bir manga askerin silahlarını bırakıp dağılmaları, kendilerine bir işaret verilmeksizin, mümkün olacak bir iş midir? ”(10)

Kubilay’ın oğlu Vedat Kubilay’da olaylın Menemenlilerle hiçbir alakasının bulunmadığını belirtiyor ve şunları söylüyor:
“Menemenlilerin suçlanmasının sebebi, esrarkeşlerin ip istemesi sırasında 2-3 kişinin koşarak ip getirmesidir. Yoksa Menemenlilerin hadisede hiçbir suçu yoktur. Olay Türkiye’nin bir başka yerinde de yaşanabilirdi. Menemenlileri hadiseye karışmadıklarının bir başka delili de çevresinde sevilip sayılıp itibarlı biri olan Saffet hoca’nın esrarkeşleri kapısından kovmasıdır. Hadiseyi daha kuvvetli gerçekleştirip halkın desteğini sağlamak için geldikleri sabah Saffet Hoca’yı saflarına çağıran esrarkeşler aradığını bulamamıştır. İleriyi gören bir alim olan Saffet Hoca kendilerine “Sizin yaptığınızın din ile alakası yok” diyor. Esrar içtiklerini anladığı için böyle konuşmuş olabilir. Tabi sadece Saffet Hoca destekleseydi, olayın çapı çok daha büyürdü. Hocanın onları kovalaması Menemenlilerin yüz akıdır. Defalarca söyledim. Menemenlilere dargın değilim. Menemenlilerin hiçbir kabahati yok. Hatta Menemenlilerin iftihar etmeleri lazım. Eğer isyancılara uysalardı, önlenemez olay ile sarılamaz yaralar açılabilirdi.” Kubilay’ın oğlu Atatürk’ün “Menemen’i yerle bir edin” dediğine de dikkat çekiyor. (11)

şehid Kubilay’ın eşi Fatma Vedide Ersüz de ölmeden önce şunları diyordu:
“Ben eşimin katledilmesi olayından sonra bu menfur olayı gerçekleştirerek Menemenlileri de, din adamlarını hakir gösterenlerden yana değilim”(12)

Bir ilginç olay da ölü numarası yaparak sağ kurtulan esrarkeş Zeki Mehmet’e kelepçe vurulurken şöyle demesidir:
“Bunlar da ne be! .. Hani bize para vereceklerdi? ..”(13)

Evet, sonuç en az Deniz Gezmiş’leri asan sıkıyönetim Mahkemeleri kadar adil bir mahkeme kurulur. Tam 37 kişiye idam cezası verilir. 28’i infaz edilir. İdam edilenlerden birisi de Yahudi nalbur Hayim oğlu Jozef’tir. suçu olaydan önce esrarkeşlere ip satmasıdır. Nereden bilecektir böyle bir olayın olacağını.

1- Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi (2. Cilt S: 573)
2- Cumhuriyet (22 Şubat 1986)
3- Tek Parti Yönetiminin Kurulması (Mete Tunçay S: 269)
4- Nükte, Fıkra Ve Çizgilerle Atatürk (3. Cilt S: 67)
5- Milliyet Gazetesi (12 Haziran 1980)
6- Hayat Ve Hatıratım (Dr. Rıza Nur 4. Cilt S: 1659)
7- Gayri Resmi Yakın Tarih Ansiklopedisi (4. Cilt S: 432-436)
8- Son Devrin Din mazlumları (Necip Fazıl Kısakürek)
9- Zaman (24 Aralık 1989)
10- Cumhuriyet Dönemi Din Devlet İlişkileri (Hasan Hüseyin Ceylan 3. Cilt S:168)
11- Zaman (23 Aralık 1988)
12- Kelebek (19 Aralık 1982)
13- Yalan Söyleyen Tarih Utansın (Mustafa Müftüoğlu 1. Cilt S: 300)


[/box]
« Son Düzenleme: 23 Aralık 2009, 14:30:03 Gönderen: Enes »

mucır

Cvp: Devrim şehidi: Mustafa Fehmi KUBİLAY
« Yanıtla #10 : 23 Aralık 2009, 14:21:07 »
Ergenekonmuş desene o zamanki devlet admaları da Atatürk dahil
Peki baş kesme nedir? O damı provakasyon kafayı kesen adam da devleti tuttuğu adam mıymış? Hiç orada kalbi temiz iki müslüman yomuymuş? Bu günahtır diyen .Demek ki yokmuş suça ortak olmuşlar. Madem ki %100 din çevresi orası birini  başı kesilip ipte dolaştırılırsa dine kim hoşgörü ile bakabilir sen bakabiliyor musun korkmadan?


Enes

Cvp: Devrim şehidi: Mustafa Fehmi KUBİLAY
« Yanıtla #11 : 23 Aralık 2009, 14:48:40 »
Eveeet. Bu kadar yeter sanırım. Daha bir sürü belge ve bilgi var. İsterseniz Genelkurmayın sitesinden direk belge kopyalarını da koyarım.

Ama şunu biliyorum: Başını kuma sokan bir kesim var. Ne yapılırsa yapılsın onlar yobazca takındıkları bağnaz tutumlarını sürdürmeye devam edecekler!  Genelkurmaydan değil Atatürk'ün kendi el yazısıyla yazılmış belge bile bulsak ona da mutlaka bir kulp takarlar.

Atatürk'ten fazla Atatürkçü olmak zor iş. Onun mirasından nemalanmak istiyorsan Menemen olayını çarpıtacaksın, ortada olmayan Bursa Nutkunu Atatürk öldükten 3-5 yıl sonra kafadan yazıp Atatürk'ün diye halka yutturmaya çalışacaksın, ve daha neler neler...

Herşeye rağmen bu insanları sırf aynı ülkenin vatandaşıyız diye seviyorum. 8(=. Biraz "ön yargılarla hareket etmeme" konusunda eğitime ihtiyaçları var o kadar.

EngineerInDefenceInd

Cvp: Devrim şehidi: Mustafa Fehmi KUBİLAY
« Yanıtla #12 : 23 Aralık 2009, 15:29:21 »
Ama şunu biliyorum: Başını kuma sokan bir kesim var. Ne yapılırsa yapılsın onlar yobazca takındıkları bağnaz tutumlarını sürdürmeye devam edecekler!  Genelkurmaydan değil Atatürk'ün kendi el yazısıyla yazılmış belge bile bulsak ona da mutlaka bir kulp takarlar.

bulsak la etsek le olmaz bu işler...önce bul öyle bir belgeyi ondan sonra konuş..

Kaydadeğer adamlardan kaydadeğer kaynaklar vermiş gibi davranman ise son derece ironik..


Alıntı yaptığın kaynak gösterdiğin adamların NE olduklarızaten belli...
yani boşa kostaklanıyorsun..

Enes

Cvp: Devrim şehidi: Mustafa Fehmi KUBİLAY
« Yanıtla #13 : 23 Aralık 2009, 15:50:05 »
bulsak la etsek le olmaz bu işler...önce bul öyle bir belgeyi ondan sonra konuş..

Kaydadeğer adamlardan kaydadeğer kaynaklar vermiş gibi davranman ise son derece ironik..


Alıntı yaptığın kaynak gösterdiğin adamların NE olduklarızaten belli...
yani boşa kostaklanıyorsun..

EIDI

Genelkurmayın arşivindeki belgelerin ve olayın canlı görgü tanıklarının sizi tatmin etmemesi son derece normaldir azizim. "Görmediği şeylere inanmayanların" bu olayı da bizzat gözleriyle görmeden inanmasını beklemem.

Ama işin ilginç yanı şu: Menemen olayını canlı olarak kendi gözlerinizle görmediğiniz halde resmi tarihte geçenlere inanıyorsunuz. Hatta o yanlış bilgilere inanmakta "ısrar" ediyorsunuz.

Fakat aksi ispatlandığında ise inanmamakta ısrar ediyorsunuz. Hiçte tutarlı bir tutum değil!

Ben o mesajı başını kuma gömenler için yazmıştım. Sizin gibi başını yüksek dozaj çimentolu sağlam betona gömenler için değil.

Cvp: Devrim şehidi: Mustafa Fehmi KUBİLAY
« Yanıtla #14 : 23 Aralık 2009, 17:08:31 »



Erdoğan'ı yuhaladılar!

Devrim şehidi Mustafa Fehmi Kubilay'ın katledilişinin 79'uncu anma yıldönümü törenlerinde, Erdoğan'ın mesajı okunurken kalabalık yuhaladı.

ELİF DEMİRCİ, TURAÇ TOP, HÜSAMETTİN DOĞAN, HÜSNÜ ALTINDİŞ / DHA

Devrim şehidi Mustafa Fehmi Kubilay'ın katledilişinin 79'uncu anma yıldönümü törenlerinde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın mesajı okunurken yuhalayan kalabalık, "Türkiye laiktir, laik kalacak" diye slogan attı. Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un mesajını alkışlayan katılımcılar, "Orduya uzanan eller kırılsın" diye bağırdı. Törendeki konuşmalarda demokratik açılım eleştirildi. Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Aydın Şubesi'ndeki anma etkinliğine konuşmacı olarak katılan Kubilay'ın akrabası Yakut Ürel (70), kürsüde geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetti. Kubilay, doğum yeri Adana’nın Kozan ilçesinde de anıldı.

Menemen Belediyesi tarafından düzenlenen "Demokrasi ve kaiklik yürüyüşü"ne yaklaşık dört bin kişi katıldı. Yakalarına Kubilay'ın resmini takan, ellerinde Atatürk posterleri ve Türk bayrakları taşıyan katılımcıların arkasındaki gençler belediye tarafından yaptırılan 380 metre uzunluğundaki Türk bayrağını açtı.

Kubilay'ın torunları Vedat, Bircan, Kemal, Ayten, Aktuğ, Müjgan ve Mustafa Kubilay'ın da bulunduğu Yıldıztepe Kubilay Anıtı'ndaki resmi törene, Ege Ordusu Komutanı Orgeneral Hayri Kıvrıkoğlu ile eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Hilmi Özkök de katıldı.

Anıt'a çelenklerin konulmasıyla başlayan törende, katılanlar Kubilay ailesinin çelenk koyduğu sırada, "Devrim şehitleri ölümsüzdür" diye slogan attı. Törende Başbakan Erdoğan'ın mesajı okunurken kalabalıktan protestolar yükseldi. Törene katılanlar, okunurken yuhaladıkları mesajın sonunda, "Türkiye laiktir laik kalacak" diye slogan attı. Ardından Genelkurmay Başkanı Orgeneral Başbuğ'un mesajı okunurken, "Orduya uzanan eller kırılsın" sloganı atıldı.

Demokratik açılım tepkisi

Menemen Belediye Başkanı CHP'li Tahir Şahin, demokratik açılımı eleştirerek, "Bütün dünya ülkeleri bize 'Türk' derken, Arabını, Boşnağını, Çerkezini Kürdünü, Arnavudunu, Alevisini, Sünnisini ayırmadan diyor. Çünkü, Türkiye bir ırk devleti değildir. Kafatası devleti hiç değildir. Etnik ayrışmaya asla izin vermeyeceğiz" dedi. Tören alanındakiler "Türk-Kürt kardeştir, ABD kalleştir" diye slogan attı.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen, Başbakan'ın mesajının yuhalanmasına ilişkin soruyu yanıtsız bıraktı. Öymen, “Türk gençliği Türk milletini yobazların eline bırakmayacaktır. Buradaki heyecan da bunun en güzel örneğidir” dedi.

Vali katılmadı

İzmir Valisi Cahit Kıraç, İzmir'de görev yaptığı üçüncü yılda da Kubilay'ı anma törenine katılmadı. İzmir'deki ilk görev yılı olan 2007'de Vilayetler Birliği toplantısı için Ankara'ya giden, geçen yıl İzmir dışında olan Kıraç, bu yıl da Ankara'da Vilayetler Birliği Yönetim Kurulu toplantısına katıldığı için gelmedi. İzmir Valiliği'ni Vali Yardımcısı Sait Topoğlu temsil etti.


EngineerInDefenceInd

Cvp: Devrim şehidi: Mustafa Fehmi KUBİLAY
« Yanıtla #15 : 23 Aralık 2009, 18:28:09 »
EIDI

Genelkurmayın arşivindeki belgelerin ve olayın canlı görgü tanıklarının sizi tatmin etmemesi son derece normaldir azizim. "Görmediği şeylere inanmayanların" bu olayı da bizzat gözleriyle görmeden inanmasını beklemem.

Ama işin ilginç yanı şu: Menemen olayını canlı olarak kendi gözlerinizle görmediğiniz halde resmi tarihte geçenlere inanıyorsunuz. Hatta o yanlış bilgilere inanmakta "ısrar" ediyorsunuz.

Fakat aksi ispatlandığında ise inanmamakta ısrar ediyorsunuz. Hiçte tutarlı bir tutum değil!

Ben o mesajı başını kuma gömenler için yazmıştım. Sizin gibi başını yüksek dozaj çimentolu sağlam betona gömenler için değil.

enes

o "görgü" tanıklarının hangi cenabdan oldukları konusunda soru sormaya gerek duymuyorum ya da sizin muhafazakar tarihçilerinizin yalanları konusunda da birşey yazmıorum.

Az kaldı Atatürk'ü de ergenekon'un kurucusu olmakla suçlayacaksınız ...Az kaldı...

Cvp: Devrim şehidi: Mustafa Fehmi KUBİLAY
« Yanıtla #16 : 25 Aralık 2009, 18:25:27 »
resmi tutanaklarda ve resmi tarihte olayların çarpıtıldığı sürekli söylenir

geçenlerde can dündarın sitesinde olayın resmi tutanaklarına rastlamıştım
okuduğumda bana hiç gerçekçi gelmedi
tiyatro oynu gibi yazılmış duruyordu

Cvp: Devrim şehidi: Mustafa Fehmi KUBİLAY
« Yanıtla #17 : 26 Aralık 2009, 02:16:57 »
Linkleri izlemeye izniniz yok  Kaydolun veya Giriş Yapın
http://www.tsk.tr/8_TARIHTEN_KESITLER/8_2_Arsiv_Belgeriyle_Menemen_Olayi/Arsiv_Belgeriyle_Menemen_Olayi.htm



Black

Cvp: Devrim şehidi: Mustafa Fehmi KUBİLAY
« Yanıtla #18 : 26 Aralık 2009, 08:40:32 »
Ya bunu inkar etmekle yandan kıvırmakla ne elde ediyorsunuz kınayın bitsin. Baş kesmenin nesi savunulur? İnsan direksiyonu çevire çevire çamuıra girmez ki


Google-Etiketleri


 


Pagerank

Unutmayalım Anayasa: MADDE 25. Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.

MADDE 26. Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar.