Haksızlığa karşı susan dilsiz şeytandır. Hz.Muhammed..
31 Mart 2019 Türkiye Genel Yerel Seçimine Kalan Süre:
Anlık değişen canlı forum verileri...

Mesajlar: 1 Açılan Konular: 0 Okunan sayfa sayısı: 9425 Online Üye ve Ziyaretçi: 486

GönderenKonu: Eğitici - Bilgilendirici Hikayeler  (Okunma sayısı 1882 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Serdar Yıldırım

  • Gümüş
  • *
  • Konuyu Açan
  • Location: Bursa
  • Toplam İleti: 109
  • Toplam Konu: 92
  • Süper Puan: -11642
  • PuanBank: 0
  • www.anindatepki.com
  • Katılım: 04/2010
    YearsYearsYearsYearsYearsYearsYearsYears
    • Profili Görüntüle
  • [Puan Gönder]
  • [Puan İste]
Eğitici - Bilgilendirici Hikayeler
« : 18 Eylül 2017, 18:10:14 »

TÜRK PALYAÇOSU NİHAT

Bir palyaço varmış. Adı Nihat'mış. Sirkte sahneye çıkarmış. Kendine özgü konuşması ve hareketleriyle seyircilere neşeli dakikalar yaşatırmış. Palyaço Nihat sahne dışı yaşamında konuşkan biri değilmiş. İçine kapanıkmış, kendi halinde bir yaşam sürermiş. Mutsuzmuş palyaço, kederliymiş. İstermiş evi olsun, karısı, çocukları olsun, ama olmamış işte. Gençken tanıştığı kızlara bir türlü ısınamamış, çok istemesine karşın, evlenememiş.

Palyaço sahneye çıkarken maske taktığı için arkadaşlarından bile onun palyaço olduğunu bilmeyenler varmış. Palyaço bazı arkadaşlarını seyirciler arasında görüyor ve onların kendisini alkışlamalarından mutluluk duyuyormuş. Ama o sahne dışı yaşam var ya yani normalde yaşanan hayat, halkın yüzde doksan sekizinin yaşadığı hayat, palyaçonun ilgisini çekiyormuş.

' Keşke bu işin içine girmeseydim, diye düşünüyormuş. Keşke palyaço olmasaydım. Neyine gerek senin palyaçoluk, neyine gerek senin sanatçılık. Herkes gibi yaşa, bırak palyaçoluğu. Sanki palyaçoluktan para kazanıyorsun, boş ver kazanmayı, bazen giydiğin elbiseler ve sahne dekoru için cebinden para ödüyorsun. Hani gündüz dükkâncılık yapmasan gece sirkte zaten sahneye çıkamazsın. Oradan kazandığın buraya aktarılıyor ki, palyaço başarılı oluyor. Yoksa her gece aynı elbiseyi giy, hep aynı dekor önünde oyun oyna, bırak alkışı seni seyretmeye gelecek seyirci bulamazsın. '

Palyaço bir gün yakın arkadaşlarından birine bu düşüncesini açıklamış. Bunun üzerine Çetin şunları söylemiş: ' Sen sahne masrafının çoğunu kendi cebinden karşılamasan patron seni kovar. Dünya çapında palyaçosun, büyük sanatçısın ama nedeni bilinmez, patron seni mutlaka kıskanıyordur. İnan bana sahnede aldığın alkış azalınca en büyük darbeyi patron vuracaktır. Beline ilk tekmeyi patron indirecektir. Bak biz arkadaşız ama ben bile seni bazen kıskanıyorum. '

' Patronun bana ilk tekmeyi vurduğunu varsayalım. İkinci tekme senden mi gelecek? '

' Yok, be Nihat, benim sana tekme falan vuracağım yok. Patron da vuramaz, çünkü tekme vurmaya hazırlanırken kendini yerde bulur. Sen akıl almaz bir zekâya sahipsin, Nihat. Ondan bir saniye önce davranırsın. Palyaçoluğu bırakıp da zekânı köreltme. '

Çetin'in sözleri palyaçoyu sevindirmişti. Maskesiz yüzüne tatlı bir gülümseme yayıldı. Yeni sahne dekoru yaptırmıştı. Borcu vardı. Para lazımdı. Acaba istese Çetin verir miydi?

' Çetin, paraya ihtiyacım var. Bana borç verir misin? ' diye sordu.

Çetin cebinden bir tomar para çıkarıp palyaçoya verdi. Palyaço Nihat, Çetin'in verdiği parayı aldı. Sanata ve sanatçıya maddi ve manevi yönden destek olan iyi insanlar olmasa sanat da olmazdı, sanatçı da olmazdı. Palyaço Nihat, o gece sirkte sahneye çıkınca ön sırada oturanlardan birinin Çetin olduğunu gördü. Palyaço Nihat, sahnede takla atarken, komik şeyler anlatıp seyircileri güldürürken, Çetin'in oyunun sonlarına doğru hüngür hüngür ağladığını fark edemedi.




TOPAL ÖRDEK

Doğduğunda ayakları sağlamdı. Arkadaşlarıyla birlikte derede yüzer, çimenlerde koşar, oynardı. Sevgi yüklüydü. Bir arkadaşı şakayla karışık hafiften vursa, karşılık vermez ama canı sıkılır, oyun oynuyorlarsa oyunla ilgisi kalmaz, uzaklaşıp giderdi. Yaşı büyüdükçe kendi de büyüdü, boy attı. Onun bu iyi niyetli, temiz yürekli davranışları, sözleri, hareketleri büyükler tarafından hep horlandı. Pek çok yerde alay konusu oldu. Onu daima dışladılar, aralarında barındırmadılar. O da ne yapsın, çareyi, sevgili küçük dostlarından ayrılmamakta buldu.

Koşardı, dere boyunda uzun koşulara çıkardı. Daha ileriye, daha ileriye gitmek, oraları da görmek isterdi. Severdi koşmayı. Koşmadan, terlemeden bir yaşam düşünemezdi. Hele o koşudan sonrası sıfır noktasına gelme, şu dünyanın tüm dertlerinin, sıkıntılarının birkaç saatliğine de olsa sıfırlandığı enfes zaman dilimini tatmayan bilmezdi.

Şu bizim ördek yani Omar, ormanda yalnız başına gezerken, bir ağacın arkasından çıkıp ayağını ısıran tilkiden zor kurtuldu. Tilkinin sivri dişlerinden öteki ayağıyla vurduğu tekmeyle kurtulan Omar, kaçarak canını kurtardı. Yuvasına gidip ayağını yıkadı, temiz bir bezle sardı. İki gün dinlenen Omar, daha sonra dere kıyısında kısa yürüyüşlere çıkarak ayağının hareket kabiliyetini geliştirmek istiyordu. Sol ayağı üzerine tam basamama durumu vardı ya zamanla düzelir diyordu. Diğer yandan hayat devam ediyordu. Omar ağır aksak yürüyüşüyle küçük dostlarının yanına gitti. Dostlarının hepsi, Omar'ın durumuna çok üzüldüler. Omar'ın gözyaşlarına hakim olamaması sonucu, onunla birlikte ağladılar.

Dile kolay aradan tam altı ay geçti. Bu sürede onun ayağı hiçbir düzelme göstermedi. Sol ayak topuğundaki yara kapanmış, tamamen iyileşmişti ama topuğunun üstüne basmakta güçlük çekiyordu. Bastığı zaman da ne biçim acıyordu. O, en çok koşamadığı için üzülüyordu. Yaşıtları büyük ördekler, onun yürüyüş şeklini gülümsemeyle karşılamışlar ve ona gerçek adını unutturmuşlardı. Artık yeni bir adı vardı: Topal Ördek


SON



SOLAR GEZEGENİ


Solar Gezegeni Başkanı No:1 çok yaşlanmıştır ve hastadır. Yıllardır çektiği bu hastalığın bir türlü çaresi bulunamam aktadır. Son günlerini yaşadığını düşünen No:1, başkanlık için seçime gidilmesi ni ister. Büyük oğlu No:2, ortanca oğlu No:3 ve küçük oğlu No:4 arasındaki amansız mücadeleyi hasta yatağında yaşlı gözlerle izler. Büyük Kongre'nin toplandığı gün konuşma yapmakta olan No:4, No:2 tarafından vurularak öldürülür. Delegeler birbirine girer. No:3 yakın arkadaşlarıyla birlikte canını zor kurtarır. Bir uzay gemisine binerler ve giderler.

Kızının kocası Zxes taraftarı olduğu No:4'ün öldürülmesi üzerine intikam almaya yemin eder. No:2 tutuklana rak hapse atılır. Gezegenin selameti için sağlığına tekrar kavuşması gerektiğine inanan No:1 en güvendiği adamlarda n üçünü hastalığının çaresini bulmak için, uzayda araştırma yapmaya gönderir. Kaptan Zozo ve ekibi, bir uzay gemisine binip yola çıkarlar. Pek çok gezegende araştırma yapmalarına karşın, girişimleri başarısızlıkla sonuçlanır.

Dönüş yolunda bir gezegende No:3 ve arkadaşlarına rastlarla r. Kaptan Zozo, No:3'ü geri dönmeye ikna eder. Solar Gezegeni'ne geldikler inde No:1'in birkaç gün önce öldüğünü öğrenirler. Buna çok üzülen No:3, Kaptan Zozo'nun yardımcı olması sonucu kendisini toparlar ve yeni başkanın seçilebilmesi için, Büyük Kongre'yi toplantıya çağırır. Toplantıda ilk konuşmayı Kaptan Zozo yapar ve delegeler i sakin olmaya, akıl ve mantık çizgisinden ayrılmamaya davet eder. Kaptan Zozo'nun etkili ve canlı konuşması, delegeler i yatıştırır. No:3'ün ve bazı delegeler in konuşmasından sonra yapılan seçimle No:3 başkan seçilir.

Yeni başkanın göreve başlamasından kısa bir süre sonra Zxes bir fırsatını bularak No:2'nin tutuklu olarak bulunduğu yere girer. Amacı, No:2'yi öldürüp, No:4'ün intikamını almaktır. Fakat, No:2 bir hile ile Zxes'i öldürür ve hapisten kaçar. No:2 komşu gezegenle rde başkanlığı ele geçirebilmek için, kendisine boş yere taraftar arar. Hiç kimse gezegenle r arası barış ve huzurun bozulmasını istemez. No:2 bir gezegende karıştırıcılık yapmak isterken çıkan çatışmada ağır yaralanır, birkaç gün sonra da ölür. Başkan No:3, Kaptan Zozo'nun eşsiz yardımlarını unutmaz ve onu kendisine yardımcı olarak seçer. Birlikte gece-gündüz çalışırlar ve Solar Gezegeni'ne mutluluk verirler.

SON



DEV KANGURU

Bundan yıllar önce Avustralya'da bir kanguru doğmuş. Doğumunda da iriymiş, iri doğmuş, hızla büyümüş ve erişkin bir kanguru olunca boyu on metre olmuş. Adı da Çuku'ymuş bu kangurunun. Sakin yaratılışlı, sevecenmiş, kimseye zararı yokmuş ama faydası çokmuş. Taşınacak yükü olan, gel Çuku, şu bizim yükü taşıyıver dermiş. Hemen yardıma gider, yükü taşırmış. Karşılık olarak kuru bir aferin alırmış. Aradan zaman geçmiş, kanguruların yaşlı reisi ölmüş. Yeni reis Çuku'yu kovmuş ve diğer kanguruların onunla konuşmasını yasaklamış. On metrelik dev kanguru Çuku, aylarca Gibson Çölü'nde yalnız yaşamış. Ot bulmuş ot yemiş, saman bulmuş saman yemiş, kaktüsü sıkıp suyunu içmiş.

Günlerden bir gün, çölde gezerken, yerde baygın yatan yaralı bir kanguru görmüş. Yaralı kanguruyu bir vahaya götürüp gölgeye yatırmış, yarasını temizleyip su içirmiş. Yaralı kanguru kendine gelince Çuku'ya sarılıp ağlamaya başlamış. Bir ejderhanın kanguruların başına bela olduğunu, kanguruları gördüğü yerde saldırdığını, pek çok kangurunun canına kıydığını söylemiş. Üç gün önce ejderhanın on kadar kanguruyu bir mağarada kıstırdığını, dokuz kanguruyu parçalayıp yediğini, bir tek kendisinin yaralı olarak kurtulduğunu, ejderhanın zehirli dişlerinden uzak durduğunu ve çöle girip, Çuku…Çuku…Nerdesin…diye hep bağırdığını anlatmış. ' Yardım et Çuku, ejderha kanguru neslini tüketecek. Git ejderha ile savaş ve onu öldür ' demiş.

Yaralı kanguruyu vahada subaşında bırakıp hızla kanguruların yaşadığı bölgeye gelmiş. Ejderhayı elli kadar kanguruyu etrafı yüksek kayalıklarla çevrili bir yerde yakalayıp birer birer yerken görmüş. Nefretle ejderhanın üstüne yürümüş. Ejderha ile uzun süre mücadele ettikten sonra onun üst ve alt çenesinden tutarak ağzını parçalamış. Ejderhadan kurtulan kangurular, Çuku'ya sevgiyle sarılmışlar. Ama Çuku, reisin onu kovarken ötekilerin alaylı sözlerini unutmamış. Ertesi gün çöle geri dönmüş. Yaralı kanguruyu bayağı iyileşmiş, gezinirken bulmuş. Çuku ile kanguru arkadaş olmuşlar ve yıllardır Gibson Çölü'nde birlikte yaşayıp duruyorlarmış.

SON




PATATES İLE SOĞAN

Patates ile soğan buzdolabında karşılaştılar.
Patates: ' Vay, soğan abi, nasılsın? '
Soğan : ' İyiyim patates, sen nasılsın? '
Patates: ' Sağ ol abi, benden bir şey iste. '
Soğan : ' Şuradan bir bıçak getir de soyayım seni. '
Patates: ' Lütfen, beni soyma abi, yoksa çürürüm. '
Soğan: ' Bir şey istedim olmadı. Şimdi sen benden bir şey iste. '
Patates: ' Sen bir bıçak getir, ben seni soyayım. '
Soğan: ' Emrin olur, al işte bıçağı getirdim. '
Patates: ' Boş ver şimdi bıçağı, seni soymaktan vazgeçtim. Kokutacaksın yine ortalığı. '
Soğan: ' Korkutacaksın yine herkesi demek istedin. Ben korkuluk muyum? '
Patates: ' Korkuluklar cansız olur. Sen olsan olsan sorguluk olursun. '
Soğan: ' Sorguluk mu? O da neyin nesi? '
Patates: ' Sorguluk yani sorguya çeken. Hakim gibi. '
Soğan: ' Teşekkür ederim. Düşüncemi okudun. Büyüyünce hakim olmak istiyordum ben de. '
Patates: ' Hakim mi? Zor olursun. Soğanlar için Hukuk Fakültesi yok ki. '
Soğan : ' Ne Hukuk Fakültesi be. Öyle değil. Ben dünyaya hakim olmak istiyorum. Fikirlerimi dünyaya yaymak istiyorum. '
Patates: ' Aynaya baktım seni gördüm. Fikirdaşız desene. '
Soğan: ' Fikirdaşız ama arkadaş değiliz daha. '
Patates: ' Oluruz canım, arkadaş da oluruz. Teklif benden gelmeli. Benimle arkadaş olur musun, abi? '
Soğan: ' Olurum patates, olurum. '

Daha sonraki günlerde patates ile soğan arkadaşlıklarını devam ettirdiler. Fakat bu arkadaşlık hep buzdolabının içinde sürüp gidemezdi. Zamanla buzdolabı onlara dar gelmeye başlamıştı. Madem fikirlerini dünyaya yaymak istiyordun önce buzdolabından kurtulmalıydın. Patates ile soğan elektriklerin kesik olduğu bir gün buzdolabından kaçtılar. Biraz sonra şehrin dar sokaklarında koşmaya başladılar.
Patates: ' Arkadaş, işte kurtulduk oradan, koşmak ne güzel. '
Soğan: ' Koşalım, hiç durmadan, yorulmak nedir bilmeden koşalım. '
Patates: ' Gün gelecek fikirlerimiz de böyle koşacak. '
Soğan: ' Biz koştuğumuz sürece fikirlerimiz de koşacak desene. '

Aradan aylar geçtikçe patates ile soğan pek çok yer gezip dolaştılar. Tanıştıklarıyla fikir alışverişinde bulundular. Bazı fikirlerine karşı çıkılsa da onlar bunu önemsemediler. Önemli olan diyorlardı, tarlaya bir tohum, yani beyne bir fikir atmak. Eğer fikir değerliyse, zaten o beyin o fikri kabul edip çoğaltacaktı, yeni fikir üretip geliştirecekti. Bu iş ne kadar zamanda olurdu, bakın onun orası belli olmazdı. Bir günde de olurdu, bir yılda da olurdu.

Evrende dünya nokta kadarcıksa, dünyada canlılar nokta kadarcıktır. Canlıların evrende ne kadarcık olduğunu düşünmek, bir bilinmezlik dışına atılman demektir. Eğer sen bir bilinmezlik dışına bilerek atılır, hamle yaparsan, kişisel sorunlarını aza indirmiş ve başkalarına faydalı olabilmeyi çoğaltmışsındır. Bu çoğalmalar ne kadar çoğalırsa, senin de fikirlerin o oranda çoğalır. Zaman hiç durmadan, yorulmak nedir bilmeden akıp gider. Zaman hep vardır ve yine var olacaktır. Zaman geçerken yorulmaz ama yorar da geçer. Canlıların doğması, büyümesi daha sonra da yaşlanması büyümenin durmasından, yorulmanın başlamasındandır. Sanatsal bir uğraş içine girmek, özde beynin dürtü oluşumudur. Bu uğraşın sevgi hamurunu yürek karar. İrade şemsiyesi, engel yağmurunu en az zararla atlatmanı sağlar. Başarı sana asla uzak değildir. Mutlaka bir gün gelir onunla kucaklaşırsın.


Fikir: Ayla Yıldırım

Yazan: Serdar Yıldırım -1999




FIRÇALA DİŞLERİNİ ŞÜKRÜ

' Yaşasın! Şükrü yine çikolata yemeye başladı. Biz sevinmeyelim de kimler sevinsin. Aramıza yeni arkadaşlar katılacak. Çalışmalarımız daha bir hızlanacak. İyi ki Şükrü ağız sağlığının, dişleri korumanın, diş fırçalamanın önemini bilmiyor. Bilseydi biz burada Şükrü'nün dişlerine elimizden geldiğince zarar verebilir miydik? Şükrü'nün dişlerini kemirebilir, bir daha asla eski durumuna getirilemeyecek şekilde tahrip edebilir miydik? '

' Haklısın mikrop kardeş. Şükrü her yemekten sonra, bırak her yemeği her akşam yatmadan önce dişlerin mutlaka fırçalanması gerektiğini bilseydi, sen o soruları bana soramayacak ve biz şimdi burada olmayacaktık. '

' Ne o? Neden birden durgunlaştın? Sanki Şükrü'nün bilgisizliğine üzülüyormuş gibi bir halin var. Şükrü dişlerini fırçalamıyorsa suç bizim mi yani? Fırçalamasa daha iyi değil mi? Baksana güzel güzel Şükrü'nün dişlerini kemirip duruyoruz. Hem sen elini biraz çabuk tut da Şükrü'nün azı dişinde açmaya çalıştığın o kanalı biraz genişletip içine yuvanı kur. Yeni gelenlerle sayımızın artacağının farkındasın sanırım. Sonra işsiz kalırsın bilmiş ol. '

' Kim işini kaybedecekmiş? Yok daha neler. Bu azı dişi ötekilerden daha büyük ve geniş olduğu için ben size göre daha ağır çalışıyormuş gibi görünüyorum. Oysa her şey apaçık ortada. En hızlı çalışan benim ve en geniş yuva benim yuvam. '

' Hah hah ha…Güleyim bari. En geniş yuva senin yuvan demek ki? Peki kabul. Teori olarak gayet güzel. Bu teoriyi bana nasıl ispat edeceksin bakalım. İşte ben kendi yuvama rahatlıkla sığışıyorum. Sen bırak sığışmayı o minnacık yere kafan girmez, kafan. '

İki mikrop arkadaş bu şekilde konuşmalarını sürdürürken arkalarında durmakta olan baş mikrobun farkında değillerdi.

Baş mikrop: ' Hey, siz ikiniz! Kesin konuşmayı. Kendinizi nerede sanıyorsunuz? Canımı sıktınız benim. İkinizden biri fazla burada. En hızlı çalışanınız burada kalır, öteki gider. Açılın bakalım şöyle, yaptığınız işi görelim. '

Baş mikrop gerekli kontrolü yaptıktan sonra ikinci mikrobun işine son verdi. Yerine gelen mikropların en irisini, en güçlüsünü getirdi. Baş mikrop ikinci mikrobu götürdükten sonra yeni gelen çalışma arkadaşının hırsla işe giriştiğini, Şükrü'nün azı dişini hızla oymaya başladığını gören birinci mikrop heyecanlı bir şekilde bağırdı:

' Yaşşa kocaman! Parçala Şükrü'nün dişlerini. Hiç acıma Şükrü'ye. Hepimiz el ele verelim, tüm gücümüzle çalışalım da en kısa zamanda dişlerden bir tanesini bile sağlam bırakmayalım. Şükrü'nün dişlerinin hepsi çürüyüp gidecekse kabahat kimin? Fırçalasaydı efendim Şükrü dişlerini, bizleri dişleri arasında barındırmasaydı. Yaptığımızdan dolayı kimsenin bize kızmaya hakkı yok. Biz mikrobuz, işimiz bu.'

Yeni gelen mikrop birkaç ay içinde üzerinde çalıştığı azı dişinin iç kısımlarına ulaştı. Burası dişin sinir uçlarının bulunduğu bölümdü. Ne yazık ki, o diş ağrımaya başladı. Bu ağrının cefasını dişlerini fırçalamayan Şükrü çekecekti. Şükrü bir gün evlerinin yakınındaki arsada oynarken dişi yine ağrımaya başladı. Arkadaşlarından izin alan Şükrü oyunu bıraktı ve bir eliyle çenesini tutarak evine doğru yürümeye başladı. Attığı her adımda ağrının giderek fazlalaşması ve dayanılmaz duruma gelmesi sonucu, kendini çok sıkmasına karşın, Şükrü ağlamasına engel olamıyordu.


Karşıdan gelmekte olan genç bir adam, Şükrü'nün ağladığını görünce durdu ve ona neden ağladığını sordu. Şükrü dişinin çok ağrıdığını, günlerdir bu ağrıların kendisine rahat ve huzur vermediğini, ağrılar yüzünden geceleri uyuyamadığını, ağrıların bazen kendiliğinden yok olduğunu fakat birdenbire tekrar başladığını ağlayarak anlattı. Genç adam, çocuğun bu derece acılar içinde kıvranmasına göz yummadı. Şükrü'nün elinden tutarak onu en yakın dükkâna götürdü ve bir diş macunu ile bir diş fırçası aldı. Dükkanın önündeki çeşmede Şükrü'nün dişlerini fırçalamasına yardımcı olan genç adam, Şükrü'nün dişinin ağrısının geçtiğini söylemesi üzerine:

' İşte Şükrü, diş fırçalamanın ne kadar yararlı olduğunu kendi gözlerinle gördün. Çikolata, şeker ve yenen her şeyden sonra ağızda dişler arasında kalan artıklar, kırıntılar kısa zamanda kimyasal değişime uğrayarak aside dönüşür. Bu asit içinde pek çok türden mikrop bulunur. Bu mikroplar diş minelerine büyük zarar verir, onları yavaş yavaş oymaya başlar. Eğer biz dişlerimizin çürümemesini, ağrımamasını istiyorsak yemek yedikten sonra dişlerimizi fırçalamalıyız ' diyerek Şükrü'yü evinin önüne kadar getirdi.

' Sakın unutma Şükrü, her yemekten sonra dişlerini fırçala. Şimdi sana iyi günler dilerim. '

Bunun üzerine Şükrü, sevinçle: ' Çok teşekkür ederim, Serdar Abi. Bundan sonra dişlerimi devamlı olarak fırçalayacağım. Size de iyi günler ' diyerek evine gitti.




Yazan: Serdar Yıldırım




Eğitici - Bilgilendirici Hikayeler
 

Tagler



Benzer Sayılabilecek Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
4 Yanıt
469 Gösterim
Son İleti 12 Mart 2010, 17:55:23
Gönderen: Darulhikme
0 Yanıt
257 Gösterim
Son İleti 02 Ağustos 2010, 04:15:51
Gönderen: Newman
0 Yanıt
604 Gösterim
Son İleti 20 Ağustos 2010, 08:28:11
Gönderen: patavat
2 Yanıt
447 Gösterim
Son İleti 30 Mayıs 2011, 09:55:54
Gönderen: craig
0 Yanıt
1352 Gösterim
Son İleti 21 Ağustos 2016, 12:35:47
Gönderen: Serdar Yıldırım



UNUTMAYALIM Anayasa: Madde 25. Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir.
Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.

Madde 26. Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar.

İNSAN HAKLARI EVRENSEL BEYANNAMESİ

Madde 19 : Herkesin düsünme ve anlatma özgürlügü vardır. Buna göre, hiç kimse düsüncelerinden dolayı rahatsız edilemez. Ayrıca ülke sınırları söz konusu olmaksızın bilgi ve düsünceleri her türlü araçla aramak, sağlamak ve yaymak hakkına sahiptir.



Sitemiz forum sistemi olduğu için önceden izin alınmaksızın ve sonradan haber verilmeksizin konular açılabilmekte ve yorumlar yapılmaktadır. Eğer bu siteyi şu anda geziniyor ve size, yahut kanuni temsilcisi bulunduğunuz gerçek ya da tüzel kişiler aleyhinde uygun olmayan, yasalar çerçevesinde problem oluşturan bir sorun gördüyseniz, altta görülen resmi e-mail adresimize haber edebilirsiniz. E Mailiniz bize ulaştığında gerekli incelemeyi yaparak durumu açıklığa kavuştururuz. Sürekli yayında olan sitemiz için bu tür durumları fark etmemiz, her zaman mümkün olmayabilir. Bu tür durumlardan hemen her daima paylaşımları yapanlar sorumludurlar. Bunu gezinen tüm ziyaretçiler kabul etmiş sayılırlar. Aksi halde yayınların durumundan sorumlu tutulamayız.

A.T. Resmi e-mail Adresi


ÇOK ÖNEMLİ UYARI: Forumdaki Aktif-Nonaktif listede değilseniz saat başına 2 SÜPER PUAN kaybınız vardır! Renkli konumda olanlar aktif konumda oldukları için saat başına puan kazanırlar. DİKKATİNİZE!
bayrak