Haksızlığa karşı susan dilsiz şeytandır. Hz.Muhammed..
01 Ocak 2015 Yeni Yılın İlk Gününe Kalan Süre:
Anlık değişen canlı forum verileri...

Mesajlar: 7 Açılan Konular: 0 Okunan sayfa sayısı: 142007 Online Üye ve Ziyaretçi: 1073

GönderenKonu: Dr.Rıza Nur Atatürk'e neler diyor neden diyor?Latife Hanım Abduş efendi Genelev ayyaş vs.  (Okunma sayısı 70274 defa)

1 Üye ve 9 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

raprap

  • Pırlanta Üye
  • ***
  • Konuyu Açan
  • Toplam İleti: 658
  • Toplam Konu: 165
  • Süper Puan: -17963
  • PuanBank: 0
  • www.anindatepki.com
  • Katılım: 04/2010
    YearsYearsYearsYears
    • Profili Görüntüle
  • [Puan Gönder]
  • [Puan İste]
Rıza Nur'un bu denli düşündüren iddiaları neden gündeme aldığı gerçekten ilginçtir. Dr.Rıza Atatürk'le oldukça samimi ve devlet meselelerinde ileri seviyede yakın ikilidirler. Rıza Nur zeki akli yeteneği ile yaşadığı her dönem çeşitli aktiviteler içinde olmuştur. Böyle hareketli ve aktif olan birinin çeşitli sakıncalı ilişkilere girmiş olmasını tahmin etmek zor değildir. Kendisinin aslında fikren Atatürk'le çatışan bir yapısı yoktur. Aksine Atatürkle çok çakışan fikri yönleri vardır. Öyle olmasa Atatürk'ün bu denli yakınında olmasını da düşünemezdik. Düşünün ki fikri yönden tamamen ters biriyle devletin geleceği üzerine büyük meseleleri birlikte aynı masada planlayıp aktif oluyorsunuz.

Dikkatimi çeken iki önemli nokta var. Bu noktalar Rıza Nur'un bu konuda haklı olmadığını gösteriyor. Birincisi son zamanlara kadar Atatürk'le sıkı fıkı mahrem konularına vakif bir şekilde çalışıyorsun. Atatürk'ün gizli yönlerine malum şekilde yaşıyorsun sesin çıkmıyor da Atatürk nutkundan seni hainlikle suçladıktan sonra bel altı vuruyorsun. Bu bilgilerin samimi olmadığın zamanlara ait olduğunu söyleyemezsin hem buna tarihler kronolojik olarak uymaz hem de bu bilgiler samimi olduğun zamanlarda edinebileceğin mahrem bilgiler olmalıdır. Sen o zaman bütün bunlara onay veriyor olmalısın. Eğer iddilar doğruysa ve sen o zaman bunlara onay veip sesini çıkarmadıysan sonradan bunu hakaret vesilesi yapman onursuzluktur.

İkincisi neden bu yazılarını yurt dışına gönderip 1960 yılından önce açıklanmasını yasaklıyorsun. Neden çekiniyorsun? Tutarlı bir açıklaması yoktur.


Alıntı Yap (Seçim)
"Müthiş bir ayyaştır. Her gece sabaha kadar içer, körkütük olur. Bütün ömrü öyledir. Gençliği de böyle içki ve fuhuş ile geçmiştir. Reculiyeti yoktur, fakat şehvete pek düşkündür. Fuhuşun kadın, erkek, fail (eden-aktif), mef'ul (edilgen-pasif) her çeşidini yapar. Bu sebepten veya anası fahişe olduğundan olacak ki, bütün milletten namus ve iffeti kaldırmaya çalışır."
Kaynak: Dr. Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım, cilt 4, sayfa 1517

Atatürkü karısı Latife bir erkekle cinsel ilişkide bulunurken yakalamış. Bu bardağı taşıran son damla olmuş ve boşanmışlar. Böyle bir hadisenin yaşandığı bu kitabın 4. cildinde yazıyor.
Kaynak: Hayat ve Hatıratım, Rıza Nur 4. Cilt s.1357

Atatürk'e yapılan saldırıların en önemli kaynaklarından biri Rıza Nur'dur. Rıza Nur tıp doktorudur. Birinci ve İkinci Meclis'lerde iki dönem milletvekilliği yapmıştır. Lozan Konferansı'na İsmet İnönü maiyetinde katılmıştır. Kurtuluş Savaşı'ndan sonra 14 ciltlik 'Türk Tarihi' isimli bir eser yazmıştır.

Eylül 1926'da hastalığı münasebetiyle Fransa'ya yerleşir ve kendisine milletvekili maaşı ödenmeye devam edilir. Atatürk 1927 yılında Nutuk'u okur ve yayımlar. Nutuk'ta bu kişinin, Balkan Savaşı sırasında vatana ihanet ettiğini, Arnavutları isyana teşvik ettiğini açıklar.

Rıza Nur 1928 yılında Nutuk'u okur ve 'Hayat ve Hatıratım' isimli anılarını yazmaya başlar. Eser tamamen Nutuk'a cevap şeklindedir ve orada geçen olayları ters yüz ederek anlatmaktadır. Anılarını 1935 yılında, British Museum'a 1960 yılına kadar yayımlanmamak kaydıyla gönderir. Diğer bir ifade ile olay tanıklarının ölmesini bekler.

Anılarında Atatürk'ü kötüler ve bir nevi intikam alır. Kurtuluş Savaşı'nın kendisinin sayesinde kazanıldığını iddia eder. Lozan'ı yapan, saltanatı kaldıran ve devrimlerin fikir babası olarak kendisini gösterir.

Kendi anılarından Rıza Nur'un kişilik yapısını çıkaran doktorların ifadeleri şöyledir. Ağır bir ruhsal bozukluk, homoseksüel eğilim, narsisizm, paranoid reaksiyon, vs. Kendi anlatımlarında yazdıkları ise şöyledir. Gençliğinde tecavüze uğrar, bir harbiyeliye aşık olur ve kadın olmak ister, 'kadını erkekle eşit saymak hatadır', 'kadın çocuk makinasıdır', 'Arnavutları isyana teşvikim iftihar sebebidir' der, vs.

c. Annesi ve Babasına Yönelik Saldırılar ve Yanıtlar :
Zübeyde Hanım bir kişiyle beraber yaşıyormuş. O kişi ölünce babalık davası açmış. Kişinin yakınları ölen kişinin, Zübeyde Hanım'ı genelevden iki yaşında oğlu ile birlikte odalık aldığını söylemişler. Mahkeme geneleve sormuş ve genelevin yanıtına göre Zübeyde Hanım 19 Haziran 1881'de oğlu ile beraber geneleve girmiş ve 11 Nisan 1882'de ölen kişi tarafından çıkarılmış. Diğer bir ifade ile babası belli değilmiş.

Zübeyde Hanım, Ali Rıza Efendi ile 1871 yılında 14 yaşında iken evlenmiştir. Sözde mahkeme kararı 1882 yılında alınmıştır. Ancak bu tarihte Zübeyde Hanım hâlâ Ali Rıza Efendi ile evlidir ve dört çocuk (Fatma, Ahmet, Ömer, Mustafa) sahibidir. Ali Rıza Efendi 1893 yılında vefat etmiştir. Diğer bir ifade ile başka birine babalık davası açtığı anda Zübeyde Hanım hâlâ Ali Rıza Efendi ile evlidir. Böyle bir dava açması mümkün değildir.

Ayrıca, Osmanlı'da devletten müsaadeli, ruhsatlı ve meşru genelev yoktur. Dolayısıyla mahkemenin genelev ile resmi olarak yazışması mantıklı değildir.

ç. Soyuna Yönelik Saldırılar ve Yanıtlar
Mustafa Kemal Türk değilmiş. Yahudi dönmesi, Sırp, Bulgar, Makedonmuş.

Zübeyde Hanım'ın soyu yörüktür. Fatih Sultan Mehmet döneminde Karamanoğlu Beyliği'nin yıkılmasından sonra (1466), Balkanlar'da fethedilen yerlerin Türkleştirilmesi için göç ettirilen ailelerdendir. Aile, Vodina sancağının Sarıgöl nahiyesine yerleştirilmiştir ve sonra Selanik'e göç etmiştir. Konya bölgesinden geldikleri için 'Konyarlar' ismi ile resmi kayıtlara geçmiş ve anılmışlardır.

Ali Rıza Efendi'nin soyu, Aydın/Söke'den gelerek Manastır vilayetine yerleştirilen, 'Kocacık Yörükleri'ndendir. Aile, sonra Selanik'e göç etmiştir. Manastır'da yerleştikleri yere 'Kocacık' denmiştir.

d. Sofrasına ve İçkisine Yönelik Saldırılar ve Yanıtlar
Sarhoşmuş, ayyaşmış, sabaha kadar içermiş, körkütük sarhoş olurmuş. Sofrası zevk ve sefa alemiymiş. Ülkeyi sofradan idare edermiş. Geceyi içki ve fuhuş aleminde, gündüzü uyuyarak geçirirmiş.

Atatürk alkol kullanırdı. Rakıyı tercih ederdi. Baş mezesi leblebi, beyaz peynir ve kavundu. Ancak günlüklerde ve anılarda şu ifadeler vardır. Ciddi işler konuşulduğunda kahveden başka bir şey içmezdi. Buhranlı zamanlarda O'nun için sofra-içki yoktu. Korkunç derecede iradesi vardı. Sarhoşluktan hoşlanmazdı.

Atatürk'ün akşam sofraları ünlüdür. Birçok günlük ve anı defterinde aşağıdaki ifadeler vardır. Atatürk'ün sofrası bir yemek, içki, eğlence sofrası değil bir nevi akademi, dershane idi. Sofranın karşısında bir karatahta bulunurdu. Sofranın dağılması, görüşülen konunun önemine göre idi. Bazen sabahlanırdı. Tek eğlence alaturka saz getirip onu dinlemekti. Çoğu zaman gelen sanatçılar bir köşede unutulup geri dönmüşlerdir.

Atatürk sofrasına herkesi bir maksatla davet ederdi. Oraya davet şeref sayılırdı. Atatürk bilmediklerini sofralarda bilenlerden öğrenirdi. Bakanlar, milletvekilleri hep o tebeşirli karatahtaya kalkmışlardır. Sofra bir idare yeri değil, dostları ile sohbet ve danışma yeri idi. Aynı zamanda bir imtihan yeri idi. Bir vazifede kullanacağı kişileri söylemeden, hissettirmeden burada yoklardı.

Atatürk çalışmalarında; zaman, mekân ve imkân kavramlarıyla ilgili değildi. Başladığı bir işi bitirmeden rahat edemezdi. Az uyurdu. Uykuda geçirdiği zamana acırdı. Nutuk'u hazırlarken 20-30 saat aralıksız çalıştığı olmuştur. Beraber çalıştığı arkadaşları yorgunluktan baygınlık geçirirken kendisi çalışmaya devam etmiştir.

e. Cinsel Yaşamına Yönelik Saldırılar ve Yanıtlar
Eşcinsel imiş. Latife Hanım ile bu yüzden ayrılmış. Başkalarının eşlerine sarkıntılık edermiş.

Atatürk öncelikle bir insandır. Tabii ki sevmiş ve sevilmiştir. Sevdiklerine mektup, şiir ve şarkılar yazmış ve bunları günlüklerinde açıkça ifade etmiştir.

Eşcinselliğine yönelik Rıza Nur'un iftiralarından başka hiçbir belge ve kanıt bulunmamaktadır. Yakınları hiçbir evli kadınla ilişkisi olmadığını belirtmektedir. Ayrıca hiçbir ilişkisini Köşk'e taşımadığı, saati saatine tutulan Nöbet Defteri'nden anlaşılmaktadır. Bu defterde bazen 'Büyük Bayan'a gittiğinden bahsedilmektedir. Ancak bu bayan kardeşi Makbule Boysan (Atadan)'dır.

Atatürk'ün evliliği yaklaşık 2,5 sene sürmüş ve 5 Ağustos 1925 ayrılmışlardır. Tüm yakınlarının belirtiklerine göre ayrılmayı Mustafa Kemal istemiştir. Latife Hanım son ana kadar umudunu kaybetmemiş ve tekrar beraber olabilmek için her türlü yakını araya koymaya çalışmıştır. Ayrıldıktan sonra bir daha evlenmemiş ve Atatürk'e bağlılığını sürdürmüştür.

f. Dini İnancına Yönelik Saldırılar
Mustafa Kemal dinsizmiş, kâfirmiş. Laiklik adı altında din düşmanlığı yapmış. 'Devletin dini olmaz' diyene Müslüman denemezmiş.

Öncelikle herkesin dini kendinedir ve hiç kimseye kimseyi yargılamak düşmez. Atatürk söylevlerinde şunu açıkça belirtmiştir. 'İslam'la birlikte insanlık, dünya yaşamını düzenlemede yararı, zararı kendine ait olmak üzere serbest kılınmıştır.' Kur'an'da bunu belirten sayısız ifade bulunmaktadır.

Atatürk ayrıca şunları da belirtmiştir: 'Bizim dinimiz en makul ve en tabii bir dindir ve ancak bundan dolayıdır ki, son din olmuştur', 'Din, Allah'la kul arasındaki bir bağdır', 'Bizde ruhbanlık yoktur. Hepimiz eşitiz ve dinimizin gereklerini eşit olarak öğrenmeye mecburuz', 'Bizim dinimiz için herkesin elinde bir değer ölçüsü vardır. Hangi şey ki akla, mantığa, toplum çıkarlarına uygundur, biliniz ki o dinimize de uygundur'.

Atatürk İslam dinine şu hizmetleri yapmıştır: Kur'anı'ı ilk kez Türkçe'ye çevirtmiş, bastırmış ve ücretsiz olarak dağıtmıştır. Kur'an'ın bilimsel tefsirini yaptırmış, bastırmış ve ücretsiz olarak dağıtmıştır. Bazı hadislerin çevirisini yaptırmış ve dağıtmıştır. Hutbeleri ve ezanı Türkçe'leştirmiştir. Din görevlisi ihtiyacını karşılamak için imam-hatip okulları açtırmıştır.

g. Para İle İlgili Saldırılar
Zengin olma hırslısı imiş. Mal edinme hırslısı imiş. Devletin parasını keyfi ve zevk-sefa âlemlerinde harcamış. Hint müslümanların gönderdikleri yardım parasını zimmetine geçirmiş.

'Kişinin aynası işidir' sözünden hareketle yine Atatürk'ün para ile ilgili yaptıklarına ve icraatlarına bakmak uygundur. Üzerinde para taşımazdı. Şahsı ile ilgili yapılan harcama dökümlerini bile detaylı incelemezdi. İstanbul'da kalınan zamanlarda aldığı maaşı masrafları karşılamaya yetmez, borçlanılırdı. Ankara'ya döndüklerinde kemer sıkıp borçlarını öderdi.

Atatürk 1927 yılında çiftlik gelirlerini CHP'ye bırakmış, 1937 yılında ise tüm mal varlığını hazineye yani milletine bağışlamıştır. Ayrıca özel bir yasa ile mirasçılarının pay alma haklarını ortadan kaldırır. Bunun üzerine BMM kendisine bir teşekkür telgrafı geçer. Atatürk'ün cevabı şu şekildedir. 'Yapılan bir vazifedir'. Para ve mal edinme hırslısı olan bir kişi için bu davranış pek mantıklı değildir.

Yardım paralarından artanlarla iklim ve ürün yönünden farklı bölgelerde çiftlikler alır ve yeni Türkiye'ye modern çiftçiliği öğretir. Makineli tarımı başlatır. İmalathaneler, fabrikalar, bahçeler, bağlar, parklar yaptırır. Ankara'da birkaç satış mağazası açılır. Müteakiben İstanbul'da da iki satış mağazası açılır. Ankara'nın çevresinde büyük bir orman geliştirilmesine başlanır.

Atatürk'ün maaşı, ödeneği ve emekli aylığından başka geliri yoktur. Emekli aylığını hiç harcamaz ve İş Bankası'nda bulunan bir hesapta biriktirir. 9.000 TL. maaş almaktadır. Bu paranın 2.000 TL.sini (sonradan 3.000 TL.sini) İsmet İnönü'ye, 1.100 TL.sini ise başka altı kişiye aylık yardım olarak verir. Kalan para ile Köşk'ün (çalışanların ve konukların yemekleri de dahil) masrafları ödenir. Seyahatlerinde sadece tren veya vapur ister, harcırah almaz maiyetine de aldırmaz. Tüm masrafları kendisi karşılar.

Atatürk öldüğünde toplam 73.020 TL. birikimi vardır. Bunu da vasiyetinde CHP'ye bırakır. Aylık ortalama geliri 10.000 TL. kabul edilirse yaklaşık 7 aylık birikimi bulunmaktadır.

Atatürk ayrıca 'Mücevherler' isimli bir defter tutmuştur. Defterin dökümü şu şekildedir. Kravat iğnesi, 10 adet kol düğmesi, 1 adet kol, 2 adet cep saati, 3 adet saat zinciri, 4 adet köstek, İstiklal Madalyası.

ğ. Ölümüne ve Cenazesine Yönelik Saldırılar ve Yanıtlar
Ölümü çok içki içmesindenmiş. Ölüm saati uydurmadır aslında 02.00 civarında ölmüş. Cenaze namazı kılınsın istememiş ve kılınmamış.

Atatürk öldükten sonra otopsi yapılmaya gerek görülmemiş ve (alkolle bağlantılı) sirozdan öldüğü rapor edilmiştir. Oysa tıp uzmanları günümüzde bile biyopsi, bazı tahliller veya otopsi yapmadan sirozun sebebinin söyleyemeyeceklerini ifade etmektedir. Atatürk'e biyopsi, bu tahliller veya otopsi yapılmamıştır. Yani alkol bağlantılı siroz tanısı sadece tıbbi bir sanıdır.

Sirozun dört sebebi olabilir. Daha önce geçirilen sıtma. Atatürk iki defa sıtma geçirmiştir. Hepatit virüsleri. Atatürk birçok diş tedavisi geçirmiştir. O günkü koşullarda kapabilir. Dengesiz beslenme. 12 yıl savaşta kalmış ve sonrasında da düzenli beslenmemiştir. İçki. Gündüz içmez, akşam içkili sofra var ise bir küçük rakının yarısını içmiştir.

Ayrıca yabancı doktorların raporlarında, muayenelerden ve tahlillerden elde edilen bulgulara dayanarak Atatürk'te bulunan sirozun alkol bağlantılı siroz olamayacağı belirtilmiştir. Ancak ölümünden sonraki rapora Türk doktorlar tarafından alkolle bağlantılı siroz yazılmıştır.

Atatürk'ün 09.05'te ölmediğini kanıtlayan hiçbir belge bulunmamaktadır. 01 Ekim-10 Kasım 1938 arasında iki ayrı son nöbet defteri tutulmuştur. Birinci deftere sağlık durumu dakika dakika işlenmiştir. Buna göre o gece yarısı bile tedavisine devam edilmiş en son 08.30'da serum verilmiştir. 09.00'da nabız 130, soluk alıp verme 34 olarak kayıt edilmiştir.

Atatürk son iki gününü komada geçirir. Bu zaman zarfında hiç yalnız (heyet bulunmakta) kalmamıştır. Dolayısı ile bu zaman zarfında cenaze namazımı kılmayın gibi bir istekte bulunacak durumda değildir. Cenaze namazı 19 Kasım 1938 saat 08.10'da Dolmabahçe sarayının büyük salonunda kılınmıştır. 1'inci Or.K.Org.Fahrettin Altay'ın da hazır bulunduğu namazı kıldıran Ord.Prof.Şerafettin Yaltkaya'dır.

Atatürk, 11 Kasım 1930 öğleden önce 10 doktorun kontrolünde ve Prof.Dr.M.Lütfü Aksu nezaretinde tahnit edilmiştir. Tahnit edilen tabut 9 Kasım 1953'de 10 kişilik bir heyet huzurunda açılır. Gül ağacından tabutun içinde madeni bir sanduka bulunmaktaydı. İçi muhafaza solüsyonu ile ıslatılmış tahta talaşı doluydu. Talaşın içinde cesedin sarılı bulunduğu muşamba, daha sonra beyaz kefen içinde parafinli sargılarla sarılmış olan ceset bulunmaktaydı. Ceset bozulmamıştır.

Kitap Hakkındaki Değerlendirme:
Yapılan saldırılarla aynı zamanda Cumhuriyet tarihi değiştirilmeye çalışılmakta ve Türk kimliğinden uzaklaştırma politikası güdülmektedir. Diğer bir ifade ile bu saldırılar aynı zamanda Türk ulusuna, Türk yurduna ve Türk devletine yapılmaktadır. Dolayısı ile bu saldırılar bütünlüğümüze, rejimimize, ulusal kimliğimize, güvenliğimize ve geleceğimize yapılan saldırılardır. Bu nedenle sorumluluk duygusu taşıyan tüm vatandaşlarımızın bu saldırılarla elinden geldiğince mücadele etmesi gerekmektedir. Söz konusu kitap bu hususlar göz önünde bulundurulduğunda önemli bir kaynak teşkil etmektedir.


gladyo

  • Bronz
  • *
  • Toplam İleti: 70
  • Toplam Konu: 19
  • Süper Puan: -27968
  • PuanBank: 0
  • www.anindatepki.com
  • Katılım: 08/2010
    YearsYearsYearsYears
    • Profili Görüntüle
  • [Puan Gönder]
  • [Puan İste]
Bütün bunlar kuru ve edepsizce iftiralardır.. Hepsi yalandır saptırmadır. Bir insanın olağan hayat paraçlarından kopyala yapıştırmayla ortaya çıkarılan şerefsiz bir paçavradır.

Bakın bazı iftiralar O'nun Atatürk'ün nasıl şerefli bir insan olduğunu ortaya koyuyor:

Alıntı Yap (Seçim)
Mahmud Esad Bozkurt anlatiyor:

"Bir akşam, birden Saray'dan kalkarak Gülhane Parkı'nda Halk Parti'sinin verdiği bir açık hava toplantısına gittigimiz zaman orada toplanan onbinlerce insana harf inkîlabini müjdelemiş ve bu esnada ayağa kalkarak millete hitaben: "Arkadaşlarım! Bu elimdeki rakiyi evvelce padişahlar da halifeler de içerlerdi. Fakat onlar saraylarında, dört duvar arasında içiyorlardı. Ben ise aziz milletimin önünde ve onun şerefine içiyorum!' diye kadehini kaldırdığı zaman, halkın alkış tufanı arasında Sarayburnu dakikalarca çınlamıştı." (2)

S. S. Aydemir şunları söyler:

"Atatürk normal zamanlarda, geceleri yaşardi. Sofrayı, sohbeti, içmeyi elbetteki severdi. Etrafındakilerin içmelerini de isterdi. Içkiye çok genç yaşlarında alışmıştı. Suriye'deki sürgün yıllarında ise içki hemen hemen tek tesellisi gibiydi."

"Ama Selanik'te rıhtım gazinolarında, sokak meyhanelerine gidilemeyen, gelecek maaşları yahudi sarraflara kırdırmak suretiyle para tedarik edilemeyen, meyhanenin veresiyeyi kestigi günler de olmuştur." (3)


Üstte ne kadar doğru söylemiş. Padişahlar sahtekarca iiçki içip içmiyor gibi görünürken iyi oluyorda açık bir dürüstlükle bunu yaptığını söylemek mi kötü oluyor. Halk diyorsunuz birde halkın tercihine hakaret ediyorsunuz. Orası alkıştan inlemiş buna bile tahammülünüz yoktur.  :s19:

Yandaş değilsem gladyo diyorlar eh o zaman gladyoyum hem de hasından...

craig

  • ALTIN Üye
  • *
  • Toplam İleti: 1847
  • Toplam Konu: 463
  • Süper Puan: -5077
  • PuanBank: 32662
  • İğneyi kendine çuvaldızı başkasına batır!
  • Katılım: 03/2009
    YearsYearsYearsYearsYears
    • Profili Görüntüle
  • [Puan Gönder]
  • [Puan İste]
Ooo nefis bir konu  :039:
Tam anındatepkiye layık olması gereken tartışmamaız gereken bir konu. gladyo sen de süper yakalamışsın. İftira atarken açık vermişler. :s20:

hoo


LockedIn

  • Pırlanta Üye
  • ***
  • Toplam İleti: 634
  • Toplam Konu: 290
  • Süper Puan: -5109
  • PuanBank: 7391
  • Çok bağıranlar gündüz bile korkanlardır
  • Katılım: 05/2009
    YearsYearsYearsYearsYears
    • Profili Görüntüle
  • [Puan Gönder]
  • [Puan İste]
Bu safsatarlı çok önceden duymuştum. Velev ki doğur olsa ne yazar? Bir insanın nerden nasıl doğacağına kim karar veriyor ki kendisi suçlu olsun?


was

  • [Hukukçu]
  • PLATİN Üye
  • *
  • Toplam İleti: 2809
  • Toplam Konu: 213
  • Süper Puan: 2677
  • PuanBank: 0
  • Katılım: 11/2008
    YearsYearsYearsYearsYearsYears
    • Profili Görüntüle
  • [Puan Gönder]
  • [Puan İste]
.
Rıza Nur'un dediklerine nerden inanacağız!
Yediği tabağa küfreden haramzadedir!
Bunlar Rıza'nın acziyet yorumlarıdır.
Tarih olmuş adamlar, iş ve eserleriyle yorumlanmalıdırlar.
Atatürk, bin yılda bir gelen bir dehadır.
Onun dehasını herkes biliyordu ki Kâzım ve Fevzi varken vatan kurtarma işi verilmiş...

var olmayan bir şey söyleyemezsiniz...

inancveahlak

  • AS Üye-Trefl
  • *
  • Toplam İleti: 4311
  • Toplam Konu: 391
  • Süper Puan: -7536
  • PuanBank: 0
  • Önce Vatan
  • Katılım: 07/2010
    YearsYearsYearsYears
    • Profili Görüntüle
  • [Puan Gönder]
  • [Puan İste]
 
        Rıza Nur adlı nedüğü  vede nerede peydahlandığı belirsiz acuzeyi Neyzene havale ediyorum, Atatürk'ün kadrini ve dehasını dünya kabul etmiştir. 

Eğer gerçeği gerçekten bilmek istiyorsan, yaşamında bir kez olsun bütün şeyler hakkında şüphe et.    
                             Rene Descartes

dodguest

Dini cemaatler nedense bunu çok tutarlar neden acaba?

Yangına körükle, gazla, benzinle gitme!
Sinirliysem beni anla, sen sinirliyken alttan almasını bilirim!

inancveahlak

  • AS Üye-Trefl
  • *
  • Toplam İleti: 4311
  • Toplam Konu: 391
  • Süper Puan: -7536
  • PuanBank: 0
  • Önce Vatan
  • Katılım: 07/2010
    YearsYearsYearsYears
    • Profili Görüntüle
  • [Puan Gönder]
  • [Puan İste]
 
  Yıl 1919, Mustafa Kemal  kongre sebebi ile Erzurumda,  Şark Orduları Kumandanı Kazım Karabekir Paşa, payitahttan emir almış, Mustafa Kemal i derdest edip yakalamak niyeti ile bulunduğu ikamete gelmiştir....
                Gerisini K. Karabekir'den dinleyelim....
     İçeri girip gözgöze geldiğim ana kadar niyetim emri yerine getirmekti, onun derdest edilip yakalanması hakkında bilgisi olduğu halde, gözgöze geldiğimizde, bakışlarında, tereddütten eser göremedim, vatan işgal altında ve elim durumda iken onun bakışlarında o kadar özgüven ve kendinden eminlik gördümki........ der.

         Ve  Cennet mekan Şark orduları kumandanı Kazım Karabekir paşa esas duruşa geçip selamı çakar Paşam otuzbin askerimle emrinizdeyim der.

        Atatürkü anlayabilip sevmek için, önce özde vatan sevgisi olmalı, nedüğü belirsiz ucubelerden duyacağım methiyeyi dahi zul sayarım.

« Son Düzenleme: 08 Nisan 2011, 09:36:33 Gönderen: inancveahlak »

kataliz

  • Gümüş
  • *
  • Toplam İleti: 129
  • Toplam Konu: 26
  • Süper Puan: -9821
  • PuanBank: 0
  • anindatepki
  • Katılım: 11/2010
    YearsYearsYearsYears
    • Profili Görüntüle
  • [Puan Gönder]
  • [Puan İste]
Rıza Nur ne menem adammış. Atatürk'ün en yakınında dur ona ihanet et. Buna şeref yaklaşmamış herhalde  :angry2:


inancveahlak

  • AS Üye-Trefl
  • *
  • Toplam İleti: 4311
  • Toplam Konu: 391
  • Süper Puan: -7536
  • PuanBank: 0
  • Önce Vatan
  • Katılım: 07/2010
    YearsYearsYearsYears
    • Profili Görüntüle
  • [Puan Gönder]
  • [Puan İste]
Rıza Nur ne menem adammış. Atatürk'ün en yakınında dur ona ihanet et. Buna şeref yaklaşmamış herhalde  :angry2:
   
 
   Hainler için en iyi gizlenme şekli, en yakınımızda durmak ve güvenimizi kazanmaktır.




Dr.Rıza Nur Atatürk'e neler diyor neden diyor?Latife Hanım Abduş efendi Genelev ayyaş vs.
 

GoogleTagged



Benzer Sayılabilecek Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
12 Yanıt
3346 Gösterim
Son İleti 16 Şubat 2011, 01:20:36
Gönderen: poirot
1 Yanıt
656 Gösterim
Son İleti 01 Şubat 2011, 01:23:15
Gönderen: trainer
2 Yanıt
549 Gösterim
Son İleti 08 Haziran 2011, 20:40:20
Gönderen: destroyer
0 Yanıt
880 Gösterim
Son İleti 28 Mayıs 2013, 19:07:52
Gönderen: gölge
0 Yanıt
322 Gösterim
Son İleti 14 Mart 2014, 07:09:31
Gönderen: gearW



UNUTMAYALIM Anayasa: Madde 25. Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir.
Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.

Madde 26. Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar.

İNSAN HAKLARI EVRENSEL BEYANNAMESİ

Madde 19 : Herkesin düsünme ve anlatma özgürlügü vardır. Buna göre, hiç kimse düsüncelerinden dolayı rahatsız edilemez. Ayrıca ülke sınırları söz konusu olmaksızın bilgi ve düsünceleri her türlü araçla aramak, sağlamak ve yaymak hakkına sahiptir.



Sitemiz forum sistemi olduğu için önceden izin alınmaksızın ve sonradan haber verilmeksizin konular açılabilmekte ve yorumlar yapılmaktadır. Eğer bu siteyi şu anda geziniyor ve size, yahut kanuni temsilcisi bulunduğunuz gerçek ya da tüzel kişiler aleyhinde uygun olmayan, yasalar çerçevesinde problem oluşturan bir sorun gördüyseniz, altta görülen resmi e-mail adresimize haber edebilirsiniz. E Mailiniz bize ulaştığında gerekli incelemeyi yaparak durumu açıklığa kavuştururuz. Sürekli yayında olan sitemiz için bu tür durumları fark etmemiz, her zaman mümkün olmayabilir. Bu tür durumlardan hemen her daima paylaşımları yapanlar sorumludurlar. Bunu gezinen tüm ziyaretçiler kabul etmiş sayılırlar. Aksi halde yayınların durumundan sorumlu tutulamayız.

A.T. Resmi e-mail Adresi


ÇOK ÖNEMLİ UYARI: Forumdaki Aktif-Nonaktif listede değilseniz saat başına 2 SÜPER PUAN kaybınız vardır! Renkli konumda olanlar aktif konumda oldukları için saat başına puan kazanırlar. DİKKATİNİZE!
bayrak